Sunday, November 26, 2006

Herkes hesap peşinde

Ohhh rahatladım! Artık seyretmiyorum. Bıraktım televizyondaki futbol programlarını. Hepsini.. Aynı anda

Adına “futbol gündemi” dedikleri bir şey varsa eğer, ondan da habersiz yaşıyorum. Gazetelerin haber başlıkları ve ekrandaki maç naklen yayınları yetiyor bana... Hakemin son düdüğü duyulduğu anda zappp.. Hemen başka bir kanala geçiyorum. Futbol üzerine çevrilen geyiğe tahammülümün kalmadığını fark ettim geçenlerde.. Çünkü konuşulan, futbol değil, onu bir kez daha bütün netliğiyle anladım.
Kimi tuttuğu takımın avukatlığına soyunmuş, onun hakkını çiğnetmeme savaşında..
Kimi bu işten “nasıl şan - şöhret - para kazanırım” derdinde..
Kimi bilgi yarışmasına çıkmış liseli gibi, rakamları sıralayıp aferin kapma yarışında..
Kimi içinde kalmış hevesleri, yıllardır biriktirdiği kini bir an evvel rakiplerin üzerine kusma telaşında..
Sözün özü: Keşanlı Ali’nin o unutulmaz şarkısında olduğu gibi “Herkes hesap peşinde.” Benim aklım da onların hesabına ermiyor.
Tüm bu “Cebir Hocası Sıfırcı Cevdet” karakterlerinin arasına karışmış bazı dostlarım, arkadaşlarım, hatta mesleğe başlamalarında pay sahibi olduğum bazı kardeşlerim var. Kah ortama uyarak, kah ayrıksı durarak seslerini duyurmak, akıl terazisinde tartılabilecek bir çift laf etmek için çırpınıyorlar.
Kusura bakmasınlar. Onları da bıraktım artık..
Çıktıkları son seyahatte görüp öğrendiklerini, izledikleri son filmi, okudukları son kitabı, mahalledeki komşunun topa çok yatkın oğlunu anlatsalar, oturup sabaha kadar dinlerim, inanın.. Ama futbol geyiğine karnım tok.
Sözgelimi Bilgin Gökberk (Şimdi bunca adam dururken, onu örnek verdim diye kızacak).. Bayılırım ben, Bilgin’in muhabbetine.. Kendiyle dalga geçmeyi de bilen o benzersiz mizahi üslubuyla İtalya anılarını anlatsa.. Beni sözcüklerin uçan halısına bindirip Firenze’nin, Amalfi’nin, Venedik’in sivri kuleleri, kiremit damları üzerinden aşırsa.. Bir trattoria’ya oturtup, ev yapımı makarnayla karnımı doyursa.. Şöyle iki yudum da şarap içsek karşılıklı.. O zaman sabaha kadar dinlerim ben Bilgin’i, gözümü bile kırpmam.
Ama 3.5 takım, 30-35 de takım elbiseli adamın itişip kakışmasından ibaret olan memleket futbolunda her hafta anlatılacak bir şeyler aramak? Futbolu oynayanları, yani sahnedeki aktörleri bir kenara bırakıp, sahne gerisindeki suflörlerin fısıltılarından 3-5 hece kapmaya çalışmak?
İşte o zaman ekrana çıkana da yazık oluyor, bize de!

Kavganın galibi olur mu?
Perşembe sabahı güne iyi başladım. Çayıma eşlik eden güzel bir yazı vardı çünkü önümde. Hamit Turhan imzalı. Çoklarının gözden kaçırdığı, belki de bilerek görmezden geldiği, daracık sütunlara sıkışmış bir haberin altını çiziyordu Hamit, “Arka Bahçe”sinde.
Hakeme itirazlarını centilmenlik dışı hareketlerle noktalayan ve kırmızı kart gören Vestel Manisasporlu Petr Johana’ya, kulübü 21.300 Euro ceza vermiş. Bununla da yetinmeyip, kadrodışı bırakmış. Hamit, “kazanmanın her şey olmadığını” anlatan bu örneği ve Vestel yönetimini alkışlıyordu heyecanlı satırlarıyla..
Gerçekten de hasretiz böylesi tavırlara.. Sporun yalnızca bir yarışmalar dizisi olmadığını, aynı zamanda genç nüfusu bu kadar kalabalık bir toplumda son derece etkin bir eğitim aracı olarak kullanılabileceğini düşünen ne kadar az yöneticimiz var!
Hamit’in yazısı yayınlandığında Mirsad - Haislip yumruklaşmasının üzerinden yaklaşık dört gün geçmiş, cezalar belli olmuştu. 9’ar maç ve 10’ar bin YTL ceza alan “kavgacılar” için yalnızca Fenerbahçe cephesinden “İtiraz edeceğiz” sesini duyduk, Efes’ten tepki gelmedi.
Sarı - Lacivertli taraftar forumlarında, “Hiç kimse bizim bir sporcumuza yumruk atamaz” diyenleri okudum. Ama yetkili - yetkisiz herhangi birinden, “Benim formamı taşıyan adam, milyonlarca gözün önünde sokak serserisi gibi yumruklaşamaz. Kavga çıkaramaz. Kendisine sataşanın cezasını kendi elleriyle vermeye kalkamaz. Bu formayı giyen, bunun ağırlığını taşımalıdır. Taşımayı bilmiyorsa cezalandırılır” şeklinde bir açıklama duymadım, okumadım.
Gönül isterdi ki, biri 100., diğeri 30. yılını kutlayan iki kulübün yönetimleri daha federasyonun disiplin kurulu toplanmadan harekete geçip, kendilerini temsil etmeyi bilmeyen iki kavgacıya verdikleri özel cezaları açıklasınlar. Kavgada galip olmayacağını topluma anlatsınlar. Vestel Manisa’nın yolundan gitsinler.
Olmadı, yazık..

Elalem ne yapıyor?
2004 yılında Detroit - Indiana maçında önce sahadaki oyuncuların birbirine girmesiyle başlayan, sonra tribünlere sıçrayan ve NBA’i sarsan olayın ardından, NBA yöneticisi David Stern’ün yaptığı açıklamadan birkaç cümle:
“Sahadaki bazı oyuncuların davranışları, NBA oyuncularından beklediğimiz profesyonellik ve özdenetim çizgilerini vahşi bir biçimde aşmıştır. NBA’in, tüm profesyonel sporlara örnek oluşturacak bir karar alacağını ve bazı sporcularla taraftarların, ligimizdeki standartları aşağı çekerek bu sporun temellerini sarsmalarına izin vermeyeceğini özellikle vurgulamak isterim.”
Sonuç: Tribüne çıkıp bir taraftarı yumruklayan Ron Artest, sezonu kapattı ve o yılki kontratından tek kuruş bile alamadı. Olaya karışan diğer oyuncular, 4 maçtan 15 maça kadar değişen cezalar aldılar

1 comment:

Sloba said...

Hi! Do you wan't to exchange the links? Answer me here , please.

 
eXTReMe Tracker