Friday, June 28, 2019

Ryan Babel: "Hep var olabilmek için mücadele ettim"

Ryan Babel'in Galatasaray'a transferinin açıklanması ardından 2015 başında yapılan Babel röportajını paylaşmak istedik.


Kasımpaşa'nın Hollandalı forveti, geçmişte Avrupa futbolunun önemli yıldızları arasına ismini yazdıranlardan birisi. Ajax'ta başlayan kariyerini Liverpool ve Hoffenheim'de sürdürdükten sonra geçtiğimiz sezon ligimize Kasımpaşa formasıyla giriş yaptı. Tecrübeli yıldızla kariyerinden Türk futbolunun durumuna, Kasımpaşa'daki rolünden EURO 2016 elemelerindeki rakibimiz Hollanda'ya uzanan bir yelpazede konuştuk.


Ajax'ın Avrupa futboluna kazandırdığı önemli yıldızlardan birisin. Bu ekibin altyapısından yetişmiş bir oyuncu olarak, Ajax'ın altyapı sistemini ve bu sistemden devamlı başarılı genç oyuncuların çıkmasının sırrını bizlerle paylaşabilir misin?

Ajax, oyuncularını çok küçük yaştan itibaren programlı bir şekilde yetiştirmeye başlar. Oyuncularına küçük yaştan itibaren disiplinin ne olduğunu öğretir. Kulübün hem saha içinde hem de saha dışında değişmez belirli kuralları vardır ve oyuncu ne kadar başarılı olursa olsun muhakkak o kurallara uymak durumundadır. Bu nedenle Ajax'ta yetişen oyuncular küçük yaştan itibaren disiplinli olmaya kolay bir şekilde adapte olur. İşte Ajax'tan yetişen oyuncuların futbol arenasında önemli yerlere gelmesinin asıl nedeni budur. Mesela şu anda takımın teknik direktörü Frank De Boer; her yıl, her yaş kategorisinde yer alan takımları A takım da dâhil olmak üzere bir araya getiriyor. Ayrıca da genellikle küçük yaş gruplarını çalıştıracak antrenörleri eski futbolculardan genç yaşta olanlar arasından seçmeye de özen gösteriyorlar. Bence Ajax'ın altyapı başarısının sırrı bu temellere dayanıyor.

Peki, senin Ajax'ta geçirdiğin süreçte gerek alt yaş kategorilerinde gerekse de A takımda gelişimine en çok katkıda bulunan isimler kimlerdi?

Ajax'ta geçirdiğim 9 senede birçok farklı antrenörle çalıştım. Şu isim şöyle yaptı ya da bu isim bunları kazandırdı demek hiçbir şey ifade etmez. İsimler önemli değil, benim gelişimime en çok katkıyı veren kulübün sistemiydi. İsim olarak ise altyapıda Danny Blind, Marco Van Basten gibi eski oyuncularantrenörlüğümü yaptı diyebilirim. Ancak tüm hocalardan sistematik bir şekilde farklı kazanımlar elde ettim. Bu da benim gelişimime toplu bir şekilde katkıda bulundu.

Ajax'ta başarılı sezonlar geçirip, Avrupa futbolunda tanındıktan sonra 2007'de Liverpool'a transfer oldun. İngiltere'de Premier Lig'de forma giymek sana neler kazandırdı?

Bana göre Premier Lig son derece tutku içinde oynanan ve birçok yıldızın yer aldığı, dünyanın en başarılı ve en zorlu ligi. O ligde ancak belirli bir seviyeye ulaşmış, yüksek kalitedeki futbolcular forma giyebilir. Aynı zamanda İngiltere'de oynamak, çok yoğun bir maç temposuna da ayak uydurmak anlamına gelir. Bu tempodan dolayı dinlenmek ya da tatil yapmak için fazla vakit bulamazsınız. Bildiğiniz gibi yılbaşında bile lig maçları oynanmakta orada. Bana göre bir oyuncunun İngiltere'de forma giyebilmesi için kendini orada oynamaya tamamen hazır hissetmesi gerekli. Ben Premier Lig'e genç yaşta gittim. Aslında gittiğimde bu ligde devamlı oynayabilmek için tam anlamıyla hazır değildim. Ancak zamanla oynanan futbola adapte oldum. Liverpool'da bulunduğum 4 senenin büyük bir kısmında teknik direktörümüz RafaelBenitez'di. İngiltere'de Liverpool formasıyla iyi bir kariyer geçirdiğimi ve önemli maçlarda güzel işler yaptığımı düşünüyorum.Dolayısıyla İngiltere'de geçirdiğim yıllar benim için iyi bir dönemdi.

Liverpool'daki ilk sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi'nde yarı finale yükseldiniz. Bu sonuç senin kariyerinde bu kupada yükseldiğin en üst seviyeydi. O sezondan biraz bahseder misin?

Bahsettiğiniz 2007-2008 sezonunda çok iyi bir performans göstermiştik. İyi bir takımdık ancak yarı finalde Chelsea'ye uzatmalar sonunda kaybetmiştik. Hatta yarı finalin Londra'da oynanan ikinci maçında uzatmalara giden mücadelede bir gol de kaydetmiştim ancak kalemizde iki gol gördüğümüz için finale yükselememiştik. O sezon Şampiyonlar Ligi'nde toplam 5 gole imza attım. Kariyerimdeki önemli sezonlardan biriydi.

Liverpool'dan sonra 2010-11 sezonunun devre arasında Hoffenheim'a transfer oldun ve 1.5 sezon forma giydin. Premier Lig'le Bundesligaarasında bir kıyaslama yapabilir misin?

Bundesliga da oldukça zorlu bir lig ancak Premier Lig'e oranla buraya daha çabuk adapte olunduğunu söyleyebilirim. Bundesliga'da yer alan takımların çoğu savunma ağırlıklı oynamak yerine topu kontrol etmeye yani futbol oynamaya çalışıyor. Ancak bu da tempoyu düşürüyor. Bana göre Premier Lig'in Bundesliga'dan daha zor olmasının en önemli nedeni oyunun ağırlıklı olarak uzun toplara dayalı olması. Oyun içinde daha çok uzun pasyapıldığı için tempo daha yüksek oluyor ve bu da ligi daha zor hale getiriyor. İki ligin arasındaki fark da buna dayanıyor. Ancak Bundesliga da son dönemlerde oldukça ivme kaydetti ve bana göre şu an Premier Lig'den sonra dünyanın en iyi ligi konumunda.

Bundesliga günlerinden sonra Ajax'a geri döndün. Tekrar evde olmak nasıl bir duyguydu?

Ajax'a geri dönmek benim için çok özeldi gerçekten. Eskisine göre daha farklı ve tecrübeli bir oyuncuydum oraya geri döndüğümde. Bildiğiniz gibi Ajax genelde kadrosunu genç oyunculardan oluşturur ancak o sezon kadroda bana da yer vermeyi uygun buldular. Ajax'ın sistemi içinde genç yeteneklerle bir arada oynamak benim için oldukça anlamlıydı. Ben de bu fırsatı iyi değerlendirerek ve ligi şampiyon bitiren ekibin bir parçası olarak güzel bir sezon geçirdiğimi düşünüyorum. Ayrıca kariyerimdeki ilk şampiyonluğumu da yaşamış oldum. Ajax'ta ilk profesyonel olduğum 2003-04 sezonunda da takım ligi şampiyon bitirmişti ancak ben o dönemde ligde sadece 1 maçta forma giymiştim. Aslında altyapının oyuncusuydum. Dolayısıyla 2012-13 sezonunda kazandığımız şampiyonluk, benim kariyerimdeki ilk lig kupası oldu diyebilirim.

Kariyerinde en başarılı olduğun sezon hangisiydi sana göre?

Kariyerimdeki en başarılı sezon, Liverpool'a transfer olmadan önce Ajax'ta geçirdiğim 2006-07 sezonuydu. Çünkü kariyerimde en istikrarlı şekilde oynadığım ve düzenli olarak maçlara çıktığım dönem bu sezondu. Çok iyi bir performans sergilemiştim.

Kasımpaşa'ya transfer olmadan Türk futbolu hakkındaki düşüncelerin nelerdi?

Açıkçası Kasımpaşa'ya transfer olmadan önce Türkiye'deki futbolun seviyesi hakkında fazla bilgiye sahip değildim. Ancak Türkiye'de oynamakta olan dünyaca ünlü oyuncuları biliyordum tabiî. Bu isimlerden vatandaşlarım olan Kuyt ve Sneijder, Türkiye'ye gelmem konusundaki karar sürecinde bana çok yardımcı oldu. Kasımpaşa'ya transfer olduktan sonra ise burada oynanan futbolun kalitesi hakkında çok pozitif düşüncelere sahip oldum. Ayrıca stadyumların ve zeminlerin kalitesinin de iyi olduğunu gördüm. Türkiye'ye transfer olmadan önce bu alanlardaki şartların iyi olabileceğini beklemiyordum açıkçası.

Sana göre Spor Toto Süper Lig'in kalite bakımından artı ve eksi yönleri neler?

Eksi yönlerden en önemlisi, stadyumların boş kalması. Stadyumların boş kalmasının ligde oynanan futbolun kalitesini düşürdüğü görüşündeyim. Türk futbolunun dünyanın en üst düzeydeki ligleriyle rekabet edebilmek için önemli bir potansiyeli var. Ancak bunun için stadyumların dolması dışında da bir takım değişikliklere ihtiyaç var. Örneğin; ligde daha fazla yabancı oyuncunun oynamasından yanayım. Kulüplerin önemli yabancı isimleri alabilecek bütçesi var, bu yüzden de daha fazla yabancı transfere izin verilmesi gerekiyor. Bu durum oluşursa, ligin daha üst seviyeye ulaşacağı düşüncesindeyim. Diğer taraftan; bazen hakem hataları da skora etki edebiliyor. Tabiî ki dünyanın en iyi ligi diye adlandırdığım İngiltere'de bile birçok hakem hatası oluyor sezon içinde. Bu da futbolun bir parçası.Nasıl bizler hata yapıyorsak, hakemler de hata yapabilir.Ancak bu hataların biraz daha aza inmesi Türk futbolunu daha iyiye götürür diye düşünüyorum. Bunun dışında Spor Toto Süper Lig'de oynanan futbolun fiziğe dayalı olduğunu söyleyebilirim. Ancak fiziğe dayalı futbol had safhada olsa da taktiksel anlamda eksiklikleri var takımların. Bu durum da takımların oyun disiplininden kolay kopabilmesine ve farklı mağlubiyetler almalarına yol açabiliyor.

Kasımpaşa'daki rolünü tanımlar mısın? ŞotaArveladze'nin senden bekledikleri neler?

Tecrübelerimi aktararak takımın önceden bulunduğu konumdan daha üst seviyelere ulaşmasına katkıda bulunmak için buradayım. Bu yüzden geldiğim günden beri elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Bir Messi ya da Ronaldo değilim. Bu isimler takımlarının yüklerini önemli ölçüde çeken isimler. Bense takımıma katkıda bulunabilirim.Kariyerim boyunca da amacım bu olmuştur. Bahsettiğim gibi, şu an takım kadrosundaki en tecrübeli oyunculardan biriyim. Dolayısıyla takımın daha başarılı olabilmesi için bu tecrübelerimi aktarmaya çalışıyorum.

"Bir Messi ya da Ronaldo değilim" dedin ancak özellikle genç yaşlarında Avrupa futbolunun önemli yıldızlarından ve herkesin başarılar beklediği oyunculardan biriydin. Geri dönüp baktığında kariyerinde kendince belirlemiş olduğun hedeflere ulaşabildiğini düşünüyor musun?

Genç yaşlarda önemli bir yetenek olduğumu ve insanların benden çok şey beklediğini biliyordum. Ancak ben her zaman "var olabilmek" için mücadele ettim. Bu yüzden "Şunu yapacağım ya da şuraya gideceğim" gibi belirli bir hedefim olmadı hiç. Kariyerimde zorlu ve kaliteli liglerdeki önemli takımlarda forma giydiğimi düşünüyorum. Ancak zamanında yeteneğimin ortaya çıkması ve Avrupa futbolunda tanınmam, beklediğimden bir süre daha sonra gerçekleşti diyebilirim.

Kasımpaşa geçen sezon Avrupa kupalarına katılma şansı kazansa da kulüp UEFA Lisansı'nı alamadığı için uluslararası arenada boy gösterememişti. Bu sezonki hedefiniz de Avrupa kupası vizesi almak mı? Bunun için takım olarak neler yapmanız gerekli sana göre?

Evet, hedefimiz geçen sezon olduğu gibi bu sezonu da Avrupa kupaları potasının içerisinde bitirmek. Ancak bunun için istikrarlı bir şekilde ilerlemek gerekiyor. Bu da takım olarak bizim için önemli bir test; aynı zamanda da zorlu bir mücadele. Bu nedenle, hedefimize ulaşmak için yüksek mücadele sergilememiz gerekli.

Spor Toto Süper Lig'de en çok beğendiğin oyuncular kimler?

En çok şu ismi beğeniyorum gibi bir düşüncem yok.Ancak bazı takımların oyun stilleri hoşuma gidiyor. Örneğin Beşiktaş'ın oyun tarzını ve mücadelesini çok beğeniyorum. Hani her şeyden biraz vardır ya bazı ekiplerde. İşte Beşiktaş da Spor Toto Süper Lig'de o takımlardan biri bana göre. Forvette DembaBa gibi bir yıldızları var. Ancak takımın geri kalanı çalışmasa, o da başarılı olamaz. Ba'nın arkasında çok çalışan ve ona pozisyon hazırlayan bir topluluk var. Bu da onun golleri daha rahat atmasını sağlıyor. Diğer taraftan da takımlarda Ba gibi golcüler olmasa, verilen mücadele skorlara bu kadar yansır mıydı, onu da düşünmek lâzım

Türkiye ile Hollanda, 2010 Dünya Kupası elemelerinde sonra EURO 2016 elemelerinde de aynı grupta yer alıyor. Şu an iki takım arzuladıkları konumda değil. Bu sonuçları neye bağlıyorsun?

Türkiye'de gördüğüm sıkıntı şu… Ligde başarılı olan takımlar, Avrupa kupalarında aynı sonuçları elde edemiyor. Millî Takım için de aynısı geçerli bence. Millî Takım'ı oluşturan isimlerin çoğu ligdeki üst düzey oyunculardan oluşsa da aynı başarıyı uluslararası arenada gösteremiyor. Bu durum bence ligdeki yabancı oyuncu azlığından kaynaklanıyor. Ligde şu an daha fazla yabancı olsaydı, yani yabancı sınırı olmasaydı, gelecek yeni yabancı oyuncular kadroya girme konusunda Türk oyuncuların üzerinde daha fazla baskı oluşturabilirdi. Bunun üzerine de Türk futbolcular formayı kaptırmamak için şimdi gösterdiklerinden daha fazla performans göstermek durumunda kalırdı. Bu da rekabeti, dolayısıyla da ligin kalitesini arttırırdı. Çünkü şu anda yabancı sınırından ötürü Türk oyuncular, kötü oynasalar bile bir sonraki hafta yine kadroda yer alma ihtimallerinin yüksek olduğunu biliyor. Aksi bir durumda ise oyuncunun daha çok çalışması, antrenmanlarda daha fazla gayret göstermesi gerekir. Çünkü bahsettiğim gibi, oyuncu bu tarz durumlarda üzerinde baskı hisseder. Bu da rekabeti arttırır. Rekabetin artması, kaliteyi beraberinde getirir. Dolayısıyla ligdeki Türk oyuncular yüksek performans gösteremese bile düzenli olarak oynayabiliyor. Düzenli oynayan oyuncular da Millî Takım'a seçiliyor doğal olarak. Ancak bu durum o oyuncuların performans olarak uluslararası arenada başarılı olabileceğinin kanıtı olmuyor. Türk Millî Takımı'nın da şu anda potansiyeline göre arzu ettiği konumda olamaması bu temellere dayanıyor bana göre. Hollanda ise teknik direktör değişikliğinin dışında Dünya Kupası'ndan sonra EURO 2016 elemelerinde de hemen hemen aynı kadroyla mücadele ediyor. Bu durum teknik direktör değişikliğinden mi kaynaklanıyor bilemiyorum ancak şunu ifade edebilirim ki takımlar artık Hollanda'nın oyun stilini çözmüş gibi. Dolayısıyla Hollanda bir değişikliğe gitmezse ya da oyununu geliştirmezse, başarısız sonuçlar devam edebilir. Artık takımlar uyumuyor, rakiplerini çok iyi gözlemliyorlar. Hollanda da herkesin mağlup etmek istediği bir takım. Rakipler de dolayısıyla bize karşı daha motive olarak çıkıyor sahaya. Ancak Hollanda'nın bazı değişiklikler yaptığı takdirde, grubu lider tamamlayacak potansiyele sahip olduğuna inanıyorum.

Hollanda 70'lerde total futbol kavramını oluştururken de Gullit, Rijkaard, Van Basten'le o geleneği devam ettirirken de Dünya Kupası'nı kazanamamıştı. Ancak daha kontrollü, savunma ağırlıklı oynadığı ve tâbiri caizse göze hoş gelen bir futbol sergilemediği 2010 Dünya Kupası'nı ikinci, 2014 Dünya Kupası'nı ise üçüncü olarak bitirdi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsun?

Zaman ilerliyor ve düzen değişiyor. Artık dünya futbolunda çok aşağı seviyede takım yok. Takımların arasındaki güç farkı eskiye oranla oldukça azaldı. Bu yüzden artık takımlar daha gerçekçi olmalı ve ona göre oyun tarzlarını belirlemeli. Artık bir takımın 90 dakikaya yakın bir süre boyunca topu kontrol etmesi mümkün değil. Aynı zamanda defans yapmak da gerekiyor. Dolayısıyla günümüz futbolunda savunma yapmak daha önemli hale geldi ve savunmayı iyi kurgulayıp, oyunu tuttuktan sonra yakaladıkları ani gol fırsatlarını sonuca çevirebilen takımlar başarılı olmaya başladı. Hollanda'nın son iki Dünya Kupası'nda bu sonuçları almasını da bu sebeplere bağlıyorum.

2010'da Güney Afrika'da düzenlenen Dünya Kupası'nda Hollanda, ilk Dünya Kupası şampiyonluğuna seneler sonra bir kere daha çok yaklaşmıştı ancak finalde uzatmalarda İspanya'ya kaybederek zirveye ulaşamamıştı. Sen de o bu Dünya Kupası'nda kadroda yer alan oyunculardan biriydin. O turnuvadaki anılarından bahseder misin biraz bize?

Kariyerlerimiz için hem çok önemli bir tecrübe hem de büyük bir başarıydı Dünya Kupası finaline yükselmek. Finaldeki rakibimiz İspanya, o dönem dünyanın en iyi millî takımı konumundaydı. Aslında, bize kupayı getirecek pozisyonlar da bulmuştuk finalde ama Robben'in o gün şans yanında değildi. Daha sonra İspanya bize göre sakin kalan takım oldu ve yakaladığı fırsatı gole çevirince kupaya uzandı. Tabiî ki çok üzülmüştük ancak dediğim gibi finale çıkmak aynı zamanda bizim için başarıydı. Turnuva sonunda da ülkede alkışlarla karşılandık.

Yaklaşık 3 yıldır Hollanda Millî Takımı'nda kendine yer bulamıyorsun. Takıma tekrar çağrılmayı bekliyor musun?

Açıkçası beklemiyorum çünkü benim oynadığım pozisyonda takım içinde biraz politika dönüyor diyebilirim. Kariyerim boyunca medyadan hiçbir zaman tam anlamıyla destek göremedim. Bu da otomatik olarak taraftarlar tarafından tam olarak benimsenememek demek. Çünkü genelde taraftarların algısı medyanın yazdıklarına ya da gösterdiklerine göre şekillenir. Eğer medya da sizin hakkınızda fazla bir şey yazmaz ya da göstermezse, taraftarlar da hakkınızda fazla bir şey bilemeyebilir.Bahsettiğim gibi bu kariyerim boyunca maruz kaldığım bir durumdu ve şu dönem millî takıma yeniden çağrılmamın tek yolu her oynadığım maçta 3 gol atmaktan geçiyor! O zaman beni çağırmak durumunda kalırlar kesinlikle işte! Ancak iyi performans sergilesem bile; her maç gol atamazsam ya da asist yapamazsam, bu performansımı görmeleri mümkün değil! Ne zaman bir sezonda 40 gol atarım, o zaman beni kadroya almaktan başka çareleri kalmaz! Ancak bu durumlar gerçekleşmediği sürece kadroya çağırılacağımı hiç sanmıyorum

Monday, April 29, 2019

Dorukhan Toköz: Son joker

Beşiktaş'ın sezon başında Eskişehirspor'dan transfer ettiği 23 yaşındaki oyuncu, orta sahanın her bölgesinde oynadığı gibi sağ bek ve stoper olarak da imdada yetişiyor. Koşu mesafelerinin yüksekliği, ikili mücadelelerdeki üstünlüğü ve oyunu iki yönlü oynayabilmesi onu ön plana çıkaran özellikler. Şan, şöhret, makam ve mevki için "Hepsi geçici" diyen genç oyuncu Millî Takım'da görev yapmakla ilgili olarak ise "Bu forma için sahada canını versen, arkandan şehit derler. Öyle güzel bir makam. Hepsi geçer de bu formayı giymek bir ömür boyu kalır" görüşünde.


Yakından ilgilenenler için bilinen bir oyuncusun ama Türk futbolseverlerin çoğunun hayatına bu sezon aniden girdin. Beşiktaş seni transfer ettiğinde gelecek için yatırım gibi görülürken, bir anda takımın banko isimlerinden birine dönüşüverdin. Seni daha yakından tanımak adına, en başa dönenerek ne zaman, nerede dünyaya geldiğin ve futbol topuyla ne zaman tanıştığınla başlayalım.

21 Mayıs 1996 Eskişehir doğumluyum. Ailem Eskişehirli. 1993 doğumlu bir abim var. Babam önceleri İstanbul'da bir firmanın pazarlama müdürlüğünü yapıyordu ama daha sonra Eskişehir'e döndü. Osmangazi Üniversitesi'nin karşısında güzel bir büfemiz var. Annem ve babam birlikte çalışıyor. Abim üniversitede İstatistik Bölümü'nde okuyor. Okuldan çıktıktan sonra büfede anneme, babama yardımcı oluyor. Benim futbolla tanışmama gelince; küçükken futbola çok meraklıydım. Babam ve dedem benim iyi bir futbolcu olabileceğimi düşünüp ESKİ Spor'a vermişti. Eskişehirspor da beni ESKİ'de antrenman yaptığım dönemde görüp beğendi ve çok küçük yaşta altyapısına aldı. O zaman 9 yaşındaydım. Eskişehirspor'da bütün yaş kategorilerinde oynadım.

Futbolcu olabilme süreci fedakârlık isteyen bir süreç.  Birçok zorluğa göğüs germek gerekiyor. Sen bu süreçte nasıl zorluklar yaşadın?

Ben yaşadığım zorlukları çok fazla anlatmak taraftarı değilim. Her insan gibi benim de hayatımda yaşadığım zorluklar oldu elbette. Daha çok küçüksünüz ve sabahın altısında kalkıp yürüyerek okula gidiyorsunuz. Oradan çıkıp yürüyerek antrenmana gidiyorsunuz. Arada yokluklar oluyor. O süreçte siz de aileniz de fedakârlıklar yapıyorsunuz. Zaten o günleri hep aklınızın bir köşesinde tuttuğunuz için bugünlerin kıymetini daha iyi anlıyorsunuz. O günlerden itibaren hep daha iyi yerlere gelmeyi hedefliyorsunuz.

Futbolculuğu bir meslek olarak seçmeye ilk olarak ne zaman karar verdin?

13-14 yaşlarındaydım. Babamın işleri bozulmuş ve İstanbul'dan dönmüştü. İki çocuk büyütüp aileyi geçindirmek kolay iş değildi. Bunun okulu ayrı masraf, antrenmanı ayrı masraf. Çocuklar bir şey gördüklerinde istiyor. Ben de meselenin farkına o yaşlarda varmış, futbolcu olmam gerektiğini anlamıştım. Kendi kendime, "Ailem benim için bunca fedakârlık yapıyor, benim de onlara destek olmam gerekiyor" demiştim. Küçücük yaşta bunları düşünmeye başlayınca çocukluk dönemim çok hızlı geçti. O yaşlarda "İnşallah futbolcu olurum" niyetiyle çok fazla çalıştım.

Profesyonel futbolcu olunca hayatınızda neler değişti?

Yaşadığımız hayat aynı aslında. Dört sene önce de büfemiz vardı, hâlâ var. Dört sene önce abim oradaydı, hâlâ orada. Hayatımdaki tek fark, benim Eskişehir'de değil de İstanbul'da yaşıyor olmam. Zaten Eskişehir'deyken de bir süre tesislerde kalmış son senemde ise ayrı eve çıkmıştım.

Peki, eğitimini nereye kadar sürdürebildin?

Anadolu Lisesi'nden mezun oldum. İngilizcem fena değil. Üniversiteye açıktan kaydoldum çünkü devam edemeyeceğimi biliyordum. Rahat olduğum bir dönemde sınava girip, üniversiteye de devam edeceğim.

Türk futbolunun kilometre taşlarından birisi olan Eskişehirspor'un senin için ne anlam ifade ettiğini anlatır mısın?

Eskişehirspor tarihi, başarıları ve örnek taraftarıyla bence Anadolu'nun en büyük kulübü. Ben de o taraftarın arasından geldim. Babam tribünlerde yer almış, Eskişehirspor camiasında çok sevilen birisidir. Bazen onunla, bazen de onun beni emanet ettiği abilerle birlikte deplasmanlara giderdim. Deplasmanlarda çok fotoğrafım vardır. Eskişehirspor'un bendeki yeri çok ayrıdır. Buralara geldiysem de 9 yaşından bu sezonun başına kadar formasını giydiğim Eskişehirspor sayesindedir.

Üzerinde emeği olan teknik adamlara gelirsek…

Serkan Topkaya, Emre Özbayer, Berkant Ongan Hocalarımızın üzerimdeki emeği çoktur. Yaş kategorilerinde sürekli takım kaptanlığı yaptığım için kendileriyle çok yakın diyaloglarım olurdu. Hâlâ da görüşmeye devam ediyoruz. Benimle ilgilenmeyi sürdürüyorlar. Altyapıdan A takımlara çıkmak gerçekten çok zor bir iştir ama sağ olsunlar o süreçte ellerini omuzumuzdan hiç eksik etmediler. Ben de onları mahcup etmediğimi düşünüyorum. 

Altyapıdan çıkmak zor dedin. Gerçekten de öyle… Futbola birlikte başladığın pek çok oyuncu bugün futbol sahnesinden çekilmiş durumda ama sen hem Beşiktaş'ta hem de Millî Takımlarımızda forma giyiyorsun. Seni diğerlerinden ayıran ve bugüne taşıyan farklar nelerdi?

Bence futbolcu olabilmenin yüzde 90'ı çalışmak… Çalışırken asla pes etmemek, hayatından fedakârlıklar yapmak, mesela arkadaşların gezip tozarken bile işine odaklanmak veya dinlenmek… Ben böyle bir çocuktum. 

O yaşta bunu nasıl idrak edebiliyordun?

Futbolcu olmam gerektiğini düşünüyordum ve küçük yaşlarda A takımla idmanlara çıkmaya başlamıştım. Abilerimiz bize öğütler veriyordu. Onların hayatlarını takip ediyordum. Okuduğum kitaplardan, izlediğim televizyon programlarından da nasıl yaşamam gerektiğini biliyordum. Sağ olsun babam da bu konularda bilgilidir. Bana her zaman çalışmanın, beslenmenin ve dinlenmenin ne kadar önemli olduğunu anlatırdı. Evet, çocuksunuz ve arkadaşlarınız gezerken veya oynarken siz de onlarla birlikte olmak istiyorsunuz ama diğer yandan da meslek olarak seçtiğiniz futbolun gereklerini yerine getirmek zorundasınız. Ama altyapıdan çıkmanın asıl zorluğu başka. Hak edenden çok hak etmeyenlerin değer gördüğü zamanlara çok şahit oldum. Sen ne kadar iyi olursan ol, bir başkası önüne geçebiliyor. Dışarıdan para ödenerek getirilen oyuncu ne yazık ki altyapıdan yetişen bir oyuncuya tercih ediliyor. Bunu neredeyse bütün kulüplerde görüyoruz. Mesela ben 16-17 yaşlarında A2'de oynuyor, A takımla idmanlara çıkıyordum. O dönemde A takımda oynayabilecekken, bahsettiğim bu mesele nedeniyle forma giymem bir sezon ileriye atmıştır.

Eskişehirspor'la çıktığın ilk Süper Lig maçını hatırlıyor musun? O maç öncesinde neler hissetmiş, nasıl hazırlanmış ve maç içinde neler yaşamıştın?

Başakşehir maçıydı… Samet Aybaba Hocamız zaten öncesinde kupa maçlarında beni oynatmıştı. İlk geldiği günden beri bana, "Çalışmana dikkat et, kendine iyi bak, her an oynayabilirsin" demişti. Başakşehir maçında böyle bir fırsat geldi. Maç benim için çok iyi geçmişti. O gün oyuna ikinci yarıda giren Emre abiye (Belözoğlu) karşı oynamıştım. İlk yarıyı 1-0 önde kapatmıştık ama Emre abi oyuna girdikten sonra bir asist yapıp penaltıdan bir gol atınca 2-1 yenilmiştik. Maçtan sonra Emre abinin formasını almıştım. Zaten bir tek onun forması vardır bende.

Söz Samet Aybaba'dan açılmışken soralım… Teknik adamlıktaki alâmeti farikası genç oyuncuları vitrine çıkarmak olan Samet Hoca senin için ne anlam ifade ediyor?

Benim için çok ayrı bir anlamı var. Sadece Samet Hoca da değil, ekip olarak Selçuk Hoca, Yılmaz Hoca, Ersin Hoca benim futbol hayatımda çok önemli. Benim gelişimime özel çalışmalarla büyük katkı sağladılar.  Daha önce birçok teknik adam bana "Seni oynatacağım" demişti ama Samet Hoca "Oynatacağım" dedikten hemen sonra oynattı. Üstelik de takım çok kritik bir dönemden geçiyordu ama buna rağmen bana güvenip şans verdi. Buradan kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Seni bir joker gibi görüyoruz. Göztepe ile oynanan son Süper Lig maçının ikinci yarısında stoper olarak görev yaptın. Futbola başladığında hangi mevkide oynuyordun? Sonrasında nerede görev yapacağın konusu nasıl şekillendi?

Futbola santrfor olarak başladım. Zaten genelde böyledir. ESKİ Spor'dayken gol kralı olmuştum. Eskişehirspor'a da santrfor olarak geldim. Sonra orta sahaya çekildim ve ilk maçımda bir gol bir asist yapınca 8 numara pozisyonunda kaldım. Ertesi sezon 6 numaraya çekildim ve orada oynamaya başladım. Samet Hoca döneminde A takımda da 6 numara pozisyonunda oynamayı sürdürdüm. Ertesi sezon Alpay Özalan Hoca döneminde ise Kamil Ahmet abi orta sahada, ben sağ bekte oynadım. İkimiz de yeni mevkilerimizde iyi performans göstermiştik. Sonra Mustafa Denizli Hoca geldi ve beni yeniden orta sahaya aldı. Geçtiğimiz sezon ise ağırlıklı olarak sağ bekte görev aldım. Takımın transfer yasağı olduğu için beni sağ bekte değerlendirdiler. İyi de bir sezon geçirdim. Birkaç gol attım, çok sayıda asist yaptım. Eskişehirspor'da stoper oynadığım maçlar da oldu.

Bir yerin oyuncusu olmak mı daha iyi yoksa her yerde görev yapabilmek mi?

Bu konuyu hocalarımız daha iyi bilir. Ben en iyi oynadığım mevkilerin 6 ve 8 olduğunu düşünüyorum ama sağ bek de stoper de oynayabiliyorum. Beşiktaş'ta da Şenol Hocamız bazen 10 numaraya ya da Burak abiye yardım etmem için beni biraz daha ileriye atıyor. Nerede görev alırsam alayım yüzde 100'ümü verip görevimi yerine getirmeye çalışıyorum.

Her oyuncuya da "Bugün stoper oyna, yarın orta sahada, öbür gün sağ bekte oynarsın" demiyorlar. Beşiktaş'ta bu tip oyuncular olarak seninle birlikte Medel, Necip ve Adriano var. Jokerlik için nasıl özelliklere sahip olmak gerekiyor?

Sanırım koşu mesafesi yüksek, ikili mücadeleden kaçmayan, iki yönlü, dinamik oyuncular farklı görevler için tercih edilebiliyor.

6 ve 8 pozisyonlarında görev yapan oyuncularını rakip ceza sahasına daha fazla yaklaştırabilen takımlar avantaj sağlıyor. Şenol Hocanın takımları genellikle böyledir. Üst üste üç maçta gol atan bir oyuncu olarak bu konuda neler söylersin?

Taktik çalışmalarda ilk topları Atiba alıyor ve Şenol Hocamız benim daha ileride bekleyip rakip ceza sahası içine koşular yapmamı istiyor. Bu koşularda topla buluştuğum zaman gol olabiliyor. Ama tabiî bir o kadar da aynı tempoyla geriye koşmak gerekiyor.

Bu tempoyu koruyabilmek için neler yapıyorsun?

Beslenmeme ve uykuma dikkat ederim ama asıl ekstra yaptığı şey çalışmak. Akşam antrenman varsa sabah, sabah antrenman varsa akşam mutlaka kendim idman yaparım. Core antrenmanları, güç antrenmanları, idman sonrasında şutlar, saha içinde yüzde 100'ümü vereceğim koşular gibi… Sahaya çıktığınızda yüksek tempoya hazır olmanız için bunları yapmak zorundasınız ve ben çoğu futbolcunun da bu özel antrenmanları yaptığını düşünüyorum. Beslenmeme dikkat ettiğimi söylemiştim. Zaten iki öğünü kulüpte yiyorum. Düzenli yaşıyorum. Öyle çok dışarı çıkma meraklısı birisi değilim. İzin günlerimde takım arkadaşlarımla ya da İstanbul'da okuyan Eskişehir'den arkadaşlarımla buluşup bir şeyler yapıyorum. Diğer zamanlarım dinlenerek geçiyor.

İstanbul'a gelip Beşiktaşlı Dorukhan olduktan sonra Eskişehir'den eski arkadaşlarınla irtibatı koparmaman güzel…

Bu dünyada şan-şöhret, mevki-makam geçici... İstediğiniz kadar güzel yerlere gelin, isteğiniz kadar yükseklere çıkın, bir gün gelir tepetaklak oluverirsiniz. Çok para kazanırsınız, kariyerinizi çok iyi noktalara taşırsınız ama hepsi geçici. İnsanlar sizi bunlarla değil kişiliğinizle, karakterinizle hatırlayacak. Nereden geldiğimi hiç unutmadan, çocukluk arkadaşlarımla dostluğumu sürdürmem de çok normal.

İdollerin kimler?

Xabi Alonso'yu çok beğenirdim. Yine aynı tarzdaki Gerrard'ı çok beğenerek izliyordum. Futbolda hem defans hem ofansı bir arada yapmak gerçekten zor ama bunu yapabilirseniz ortaya güzel şeyler çıkıyor. Xabi Alonso ve Gerrard bence oyunun iki yönünü de çok başarıyla oynayabilen oyunculardı.

Eskişehirspor'da oynarken Ümit Millî Takım'dan davet aldın ve arka arkaya çıktığın dokuz maçla dikkatleri üzerine çektin. Ümit Millî Takım'a ilk davet edildiğinde neler hissetmiştin? Ay-yıldızlı formayı giymek sende nasıl duygular uyandırıyor?

Siz de görüyorsunuz, boynumda bayrağımızın döğmesi var. Vatanımız, milletimiz için canımızı veririz. Bunu zaten bütün Türk evlâtları yapar. Bugün 18 Mart ve röportajı da Çanakkale Zaferimizin yıldönümü olan çok özel bir günde yapıyoruz. Bu forma için sahada canını versen, arkandan şehit derler. Öyle güzel bir forma. Öyle güzel bir mevki, makam. Hepsi geçer de bu formayı giymek bir ömür boyu kalır. Ona yakışır davranmak gerekiyor. Bir de hiç unutmamak gerekiyor; ileride çocuklarıma anlatacağım en önemli hatıralardan biri.

Beşiktaş'a transferinin hikâyesini anlatır mısın? Seni isteyen başka kulüpler de var mıydı ve sen neden Beşiktaş'ı tercih ettin?

Beni isteyen, menajerimle görüşüp konuşan çok sayıda kulüp vardı. Ama ben böyle işlerin içine girmeyi çok sevmiyorum. Beşiktaş'tan teklif geldiğinde ise çok heyecanlandım. Çünkü Beşiktaş iki sene üst üste şampiyon olmuş bir takımdı, çok büyük oyuncuları ve Şenol Güneş gibi çok değerli bir teknik direktörü vardı. Bir de ben Eskişehirspor gibi güçlü bir taraftar topluluğu olan takımda yetiştiğim için taraftarın gücü de tercihimde önemliydi. Beşiktaş gibi Türkiye'nin en güçlü taraftarının önünde oynamak beni çok heyecanlandırmıştı. Tabiî ki Beşiktaş'a gelip oynamak da kolay değildi. Çünkü bir alt ligden geliyorsunuz, insanların çoğu sizi iyi tanımıyor… Gerçekten zor bir karardı. Belki bu kararı veremeyecek çok kişi vardır. Aileme ve menajerime şunu söyledim, "Ben Beşiktaş'ın kapısından girdikten sonra çalışıp formayı alırım." Tabiî ki formayı hocalarımız veriyor ama ben de çok çalışıp formayı alana kadar elimden geleni yapacağımdan emindim.

Zaten Beşiktaş'a ilk geldiğin dönemde yedek kulübesindeydin. Takımın orta sahasında Atiba'lı, Medel'li, Tolgay'lı, Oğuzhan'lı, Necip'li zengin bir kadrosu vardı. O dönemde sıranı beklerken kafandan neler geçiyordu? 

Ne olursa bir futbolcu hep sahanın içinde olmak ister. Tabii ki insan yedek beklerken psikolojik açıdan zor günler geçiriyor. Ama ben geldiğim yerin farkındaydım. Nasıl büyük bir camiaya geldiğimi biliyordum. Hep daha çok çalıştım ve kendimi asla salmadım. Her hafta "Şimdi oynayabilirim" diye düşündüm ve kendimi hep hazır tutmaya çalıştım.

Zaten formayı bir kere giydikten sonra da bir daha çıkarmadın.

Formayı ilk olarak Genk deplasmanında oyuna sonradan girerek giydim ve yavaş yavaş oynamaya başladım. Sağ olsun bizim takımdaki oyuncuların hepsi iyi insanlar. Bana sahip çıktılar, destek oldular ve ben de verilen şansları iyi kullanmaya çalışarak, bana güvenen, destek veren insanları mahcup etmemeye gayret ettim.

Beşiktaş'taki ilk lig maçına Sivasspor karşısında Vodafone Park'ta çıktın. O taraftarın önüne çıkarken neler hissettiğini anlatır mısın?

Taraftarına âşık olduğum bir camiadayım. Sivasspor maçından önce UEFA Avrupa Ligi'ndeki Partizan maçının son 10 dakikasında oyuna girmiş ve asıl büyük heyecanı yaşamıştım. Taraftarın önüne ilk kez çıkıyordum. Allah'a şükür o maç da benim için iyi geçmişti.

Taraftarın gücü bir şehir efsanesi değil, öyle mi?
 
Elbette değil. Top karşı takımın ayağındayken taraftar ıslıklamaya başladığında, ne kadar yorgun olursanız olun, içinizden bir baskı yapma isteği yükseliyor. Bu ıslıklar karşı takımı da mutlaka olumsuz etkiliyordur. Veya taraftar "Gol, gol" diye bağırdığında, daha çok atak yapasınız, daha çok bastırasınız geliyor. Bu normal.

Beşiktaş'taki teknik direktörün Şenol Güneş'le Millî Takım'da da birliktesin. Şenol Hoca elinin değdiği oyuncuların performansını birkaç gömlek yukarı taşır. Senin üzerindeki Şenol Güneş etkisini nasıl anlatırsın?

Şenol Hoca oyuncusuna güveniyor ve bunu da karşısındakine hissettiriyor. Benim için öyle oldu. Bana güvendiğini hissettim ve özgüvenim yükseldi. Bir-iki hata yapsam da beni tolere ediyor. Bunu beni sevdiği veya genç olduğumu düşündüğü için yapmıyor. Bana inandığı ve saygı duyduğu için hatalarımı tolere ettiğini hissediyorum. Üçüncü hatayı da yapsam dördüncüyü yapmamak için elimden geleni esirgemeyeceğimden emin ve bu duygusunu bize de geçiriyor. Bu davranışı bizi moral açıdan da üst seviyeye taşıyor. Antrenmanlarda ya da antrenmanlar dışında yaptığı konuşmalarda kendimizi geliştirmek için yaptıkları ve söyledikleri bir yana, hocanın en büyük artısı bizim için hep pozitif şeyler düşünmesi. Oyundan alınsak bile bir art niyet olmadığını çok iyi biliyoruz. Ya da o hafta oynamadığımız zaman "Hocanın bir bildiği veya bizim bir yanlışımız vardır" diye düşünüyoruz. O yüzden hep içimiz rahat. Çalışanın formayı giydiğini biliyoruz ve o rahatlıkla mesaimize devam ediyoruz. Şenol Hocama bir kez daha teşekkür ediyorum.

Şenol Hocanın Millî Takım'a nasıl bir etkisi olacak sence?

Bence çok pozitif bir etkisi olacak. Öncelikle takımdaşlık duygusunun çok yüksek olacağını düşünüyorum. Zaten Şenol Hoca buraya geldiğimizde yaptığı ilk konuşmada genç veya tecrübeli bütün oyuncularla konuştu. Onun takımdaşlık duygusunu en yüksek seviyeye çıkartacağından eminim. Bir de Şenol Hocamızın farklı antrenmanları var. Bu antrenmanların da takıma büyük katkısı olacağını düşünüyorum.

Şenol Hocanın oyun felsefesi, futbolcunun oynadığı oyundan keyif alması üzerine kurulu… Bu da önemli bir avantaj olmalı…

Evet… Şenol Hoca her zaman topun bizim ayağımızda olması gerektiğini söyler. Futbolcu da top ayağındayken keyif alır. Top rakipteyken de bir an önce geri alabilmek için baskı yaptırır. Dar alanda baskı yapıp topu kazanmak ve yeniden hücum yapmak da oyuncuya keyif veren bir şeydir.

A Millî Takım kadrosunda olmayı bekliyor muydun?

Buna cevap vermek kolay değil. Elbette bir oyuncunun en başından beri en büyük hayali Millî Takım'da oynamaktır. Ben de bu sezon Beşiktaş'ta bir seri yakalayıp oynadım ve iyi-kötü bir performans gösterdim. Kendi kendime "Belki gidebilirim" diye düşünüyordum ve iyi ki de buradayım. İlk defa A Millî Takım kampındayım ama hiç yabancılık çekmiyorum. Ben insanlarla muhabbet etmeyi seven birisiyim, girdiğim ortamlarda yabancılık çekmem. Bir de Ümit Millî Takım'dan burada 7-8 arkadaşım var. Gençlerin hepsiyle samimiyiz. Abilerimizin hepsi de çok iyi insanlar. Bize karşı son derecede sıcak ve samimi davranıyorlar.

Millî Takımımızın EURO 2020 grubunu ve şansımızı nasıl değerlendiriyorsun?

Türk insanının yapamayacağı hiçbir şey yok. Buna eminim. Biz ne savaşlardan çıkmış, ne maçları döndürmüşüz. Tarihimiz destanlarla dolu. Tabii ki Fransa dünya şampiyonu ve çok güçlü bir takım. İzlanda, Arnavutluk ve diğerleri de küçümsenecek rakipler değil ama bizim yenemeyeceğimiz hiçbir takım, kazanamayacağımız hiçbir savaş yok.

Kendine örnek aldığın takım arkadaşların var mı?

Burak abi, Necip abi, Mustafa abi, Oğuzhan abi, hepsi kendilerine çok dikkat ederek yaşarlar. Bizim takımın geneli böyle zaten. Burak abi sağlığı ve beslenmesiyle ilgili çok hassastır. Necip abi uykusuna çok dikkat eder. Bazen Oğuzhan abiye giderim, mutlaka sporcu beslenmesine uygun yemekler yapar.  Mustafa abiye giderim, o da yol gösterici konuşmalar yapar, tavsiyelerde bulunur.

İstanbul'daki bir boş gününü nasıl değerlendiriyorsun?

Eğer o hafta maçımızı kazandıysak dışarı çıkarım. Yenildiysek hiç tadımız-tuzumuz olmuyor. Ailem buradaysa onlar yanıma geliyor. Genellikle abim yanımda oluyor. Onunla birlikte kahvaltı yapıyoruz. Tesislere 10 dakika mesafede oturuyorum ve İstanbul'un trafiğini sevmediğim için yakınlarda bir yerlerde kahvaltıya gidiyorum. Bazen de birlikte akşam yemeğine çıkıyoruz. Zaman zaman Eskişehir'deki arkadaşlarımın Avrupa yakasındaki evlerinde buluşuyoruz.

Hobilerin var mı?

Erkek muhabbetlerini çok seviyorum. Arkadaşlarımla okey ve kâğıt oyunları oynamaya bayılıyorum. Caner abiyle dışarı çıkarsam güzel bir yerde çay içeriz. Oğuzhan ve Necip abiyle çıkarsam oyun oynarız. Mustafa abiyle çıkarsam özel bir yerde güzel yemekler yeriz. Bir de bilgisayar oyunlarını çok seviyorum. Küçüklüğümden beri 'Counter Strike' meraklısıyım.


Efecan Karaca: "Geç kaldıysam hata bende"

Galatasaray A Takımı ile kampa gidecekti, PAF Takımı'ndaki son maçının 90+2. dakikasında kolunu kırdı. Beş ay futbol oynamadı. Alt liglerde futbola tutunmaya çalıştı. Alanyaspor'la Süper Lig hayalini gerçekleştirdi ama yine kadroya giremedi. Pes etmedi ve 29 yaşında da olsa A Millî Takım'a çağrıldı.  Tecrübeli sağ kanat oyuncusuyla, pes etmemek üzerine kurulu futbol serüvenini konuştuk.



Galatasaray altyapısından yetişen ancak profesyonel hayatı uzun süre alt liglerde geçtikten sonra Alanyaspor'da değerini bulup 29 yaşında A Millî Takım'a seçilen Efecan Karaca'yı yakından tanımak istiyoruz. Nerede ve ne zaman dünyaya geldin, futbol topuyla ilk olarak nerede tanıştın?

İstanbul doğumluyum. Sarıyerliyim. Annem ev hanımı, babam tekstilci… Anne tarafı, Rize kökenli... Baba tarafı, Sivas ama İstanbul doğumlu, Sarıyer Yenimahalle'den… İki kardeşiz, bir de erkek kardeşim var. Haliç Üniversitesi'nde Spor Akademisi'nin antrenörlük bölümünü bitirdi. O da futbol oynadı, yetenekli ama üşengeç. Dedem, annemin babası, futbol oynamış. Annemin amcası da Sarıyer'de, Altay'da futbol oynamış; Mikro Mustafa (Pırnal)… Fenerli Mikro değil ama… Babam da amcam da futbol oynamış ama amatör. Futbola Sarıyer'de başladım. Sokakta oynuyorduk. Topumuz denize kaçardı, kayıkların bağlandığı halatlarla almaya çalışırdık.

Galatasaray için seni ilk keşfeden kimdi?

Kireçburnu altyapısında başladım. Babam amatör takımda antrenörlük yaptığı için orada başladım. Babam, Kireçburnu'nda bir yıl antrenörlük yapmış. Babamın adı Serhat, "Sarı Serhat" derlerdi. Sonra Sarıyer'de oynadım. Kireçburnu'nda Fatih Hoca vardı, Sarıyer'in altyapısına aldılar. Galatasaray ile Florya'da hazırlık maçı yapıyorduk. O zaman ilk defa görmüştük çim sahayı… Gol atmıştım ben de. Rahmetli Zafer Koç ile Sefer Karaer beni aldılar. 12-13 yaşındaydım. Hatta babamı aramışlardı, ben inanamamıştım. Fatih Hoca, demişti ki: "Baban beni arasın!" Aradı babam. "Galatasaray seni istiyor" dedi. Şoke olmuştum. 341T vardı o zaman halk otobüsü; onunla Cevizlibağ'a gidiyordum, oradan da minibüsle Florya'ya… Küçükken bazen annem, bazen babam, bazen de amcam 15 yaşıma kadar her gün beni götürüp getirdiler. Danone Kupası için Fransa'ya gitmiştik. İlk uluslararası tecrübem oradaydı.

Eğitimini nereye kadar sürdürebildin?

Ortaokula kadar Sarıyer'deydim. Sabah okula gidiyordum. Saat 1'de bitiyordu. İdmanlar da saat 4'te başlıyordu. 2'de yola çıkıyordum. İdmana 15 dakika kala Florya'da oluyordum. Liseyi Şehremini Lisesi'nde okudum. Bizim bütün Galatasaray altyapısı oradaydı. Çalışkan değildim ama efendiydim, usluydum. O yüzden de hocalar beni severdi. 14-16'da oynuyordum. Suat Kaya beni Süper Genç oynamadan PAF Takım'a çıkardı. O zaman PAF Takım'da oynamak çok zor. 86-87'liler oynuyor, ben 89'luyum. 2-3 yaş büyüklerle oynadım. Arda abiler vardı, Özgürcan'lar, Cafercan'lar, Mülayim abi, hepsi…

Bize Galatasaray altyapısından söz eder misin? Orada nasıl bir eğitim aldın? Sana katkı sağlayan teknik adamlar kimlerdi?

Orada öncelikle iyi insan olmayı öğretiyorlar; iyi bir karakterinin olması, dürüstlük ve çalışkanlık… Nitekim geldiğim noktada bunların payı çok büyük. Orada her şey çok farklıydı. Şartlar da çok olumluydu. 13-14 yaşında halı gibi bir çim sahada idman yapıyorsunuz. Bu bir avantaj… Kendinizi havaya sokuyorsunuz. Bir de o zamanlar büyük takımdaki oyuncular hayaliniz. Çim sahada idman yapıyorsunuz, Galatasaray forması bir hava katıyor tabiî ki.  

İdollerin var mıydı? Hangi oyuncuları kendine örnek alıyordun?

Şimdi Millî Takım arkadaşım, Emre Belözoğlu'nu kendime örnek alırdım. Çok hayal ettiğim bir şeydi Emre abiyle tanışmak, oynamak. Allah'ıma da binlerce şükürler olsun. Merhabamız vardı ama takım arkadaşı olmak, oturup sohbet etmek çok farklı. O da inanılmaz bir insan. Çok mütevazı. Bu kadar büyük futbolcu olup da bu kadar mütevazı olmak, ilk defa görüyorum! Emre abi ayrı bir kişilik diyebilirim. Çok şükür Allah da bana nasip etti, onunla takım arkadaşı olmayı, oynamayı… Bir de Okan Hoca, Okan Buruk… Onun da futbolunu çok beğeniyordum. Bir de boy olarak onların seviyesindeyim!

Bugün çok yönü bir oyuncu olarak hem kanatlarda hem de orta alanda görev yapabiliyorsun. Başlangıçtaki mevkiin hangisiydi?

İlk başlarda forvet oynuyordum. Santrfor oynuyordum bu boyla. O zaman daha da ufaktım. Şimdi de ufağım da o zaman belki de 1.50 falandım. Yavaş yavaş fizikler geliştikçe mecburen sağ kanada geçtim. Sol da oynuyorum. Suat Hoca beni ilk kez PAF Takımı'nda oynattığında 6 ile 8 oynuyordum. Orta saha oynuyordum. Sonra kanada çekti beni. Her yerde oynadım. 4-5 maç sağ bek bile oynattı beni.

Suat Kaya sende ne gördü de 2-3 yaş büyüklerle oynattı?

Süper Genç'te 89'lular oynuyordu. Ama benim B Genç'e de yaşım tutuyordu. Beni Süper Genç'e almamışlardı. "Sen aşağıda oyna" demişlerdi. 15-20 maç oynadım. Çok iyi oynuyordum. Halim Hoca (Fıçıcı) dedi ki: "PAF Takım'a gideceksin, yarın idmana çıkacaksın." Şoke olmuştum. A Takım'a çıkmak en üst seviye ama U21 de Arda'lar, Cafercan'lar, Mülayim'ler, Aydın Yılmaz'lar, Özgürcan'lar, Uğur Demirok'lar, anlatmakla bitmez. İlk maç kadroya girdim. Denizli maçıydı, hatırlıyorum. Arda abi oynuyordu. Suat Hoca, son 10 dakika oyuna aldı beni. Sonraki hafta Gençlerbirliği maçı vardı. Suat Hoca bana dedi ki, "Bundan sonra bizimle idmana çıkacaksın." 3 sene PAF Takım'da oynadım. A Takım'la idmanlara çıkıyordum. Hazırlık maçı yapıyordum. Devrenin son maçını Gençlerbirliği OFTAŞ'la oynuyorduk. Semih Kaya ile ben A Takım'a devre arası kampa gidecektik. Son maç 90+2'de kolum kırıldı. İki tane platin takıldı. İlk ameliyatımı oldum, yapamadılar. Sonra bir daha ameliyat oldum. 4-5 ay kaybetmiştim kolumdan dolayı.

2006 yılında U18 Millî Takımımıza davet edilerek ay-yıldızlı formayla tanışıyorsun. Bize millî formayı ilk kez giydiğin dönemdeki duygularını anlatır mısın? O dönemde gelecekle ilgili nasıl hayaller kuruyordun?

Ay-yıldızlı formayı giymek benim için bu vatanın evlâdı olarak en üst seviye diyebilirim. Tabiî ki millî duygular çok farklı. Kulüp de önemli ama Millî Takım en önemlisidir. Ay-yıldızlı formayı giymek büyük gurur. Aileme gurur verdi. İnanılmaz mutlu oldum. 

Sendeki ışık henüz 17 yaşındayken keşfedilmiş ancak sonrasında hep alt liglerde forma giyiyorsun. Galatasaray'da yetiştikten ve daha 2006 yılında millî formayla tanıştıktan sonra bu alt liglere gidiş-geliş seni nasıl etkiledi? Büyük ümitler beslerken umduklarını bulamamak ümit kırıcı olmalı…

Genç Millî Takım'a geldiniz, düşünüyorsunuz; "Büyük takımda oynar mıyım, oynamaz mıyım?" Süper Lig'de oynama hayalleri kuruyorsunuz. Tabiî ki de hayatta bazı şeyler var, kadere de inanacaksınız. Kader sizi bazı yerlere götürüyor. Ama demek ki o zamanlar ben elimden gelenin en iyisini yapmadığım için belki de bocaladım. Ben kimseye suç atmam bu hayatta. Demek ki geç kaldıysam hata bende. Demek ki ben bir şeyleri yanlış yapmışım. Demek ki ekstra çalışmadım. Yoksa kendime güvenim çok fazla yok muydu? Ya da hep böyle oynamadığım zaman karşımdaki hocalarımda buldum kabahati. Demek ki bunları yanlış yapmışım. Hoca sizi kaç maç yanlış oynatabilir ki? İki maç yanlış oynatabilir en fazla. İstediği kadar sevmesin, iki maç! Bindiği dalı keser mi hoca! Hayatta kesmez. Demek ki hata her zaman bende… Şapkamı önüme koyduğumda, ben hata yapmışım ki buraları geç yakalamışım. PAF Takımı'nda oynarken kolum kırıldığında sezon bitimine yakın 2-3 maç oynamıştım. Suat Hoca, PAF Takımı'ndan Gaziantep Belediye'ye gitmişti. Oraya transfer etti beni. Suat Hocanın katkısı bende çok büyüktür. Hep güvendi bana. PAF Takımı'ndan bir oyuncuyu, kolu kırılmış, 5 ay oynamamış bir oyuncuyu transfer etmek risk almaktır.  Gaziantep Büyükşehir Belediyespor'da kupalarla birlikte 37 maç oynadım. Aslında orada sezon çok iyi geçti. Hatta Gaziantepspor da istemişti beni, Süper Lig'deydi. 

Sonra Galatasaray'a geri geldim. Kartal'a transfer oldum. Hocamız rahmetli Kadir Özcan, Şenol Güneş Hocamızın da takım arkadaşıydı. Allah rahmet eylesin, inanılmaz katkısı vardır bana. Çok iyi bir insandı. Çok severdi beni. Çok da iyi bir hocaydı. Kartal'dan sonra Süper Lig'e gidecektim ama bu sefer de menajerimin gadrine uğradım diyebilirim. Menajer şanssızlığı diyebiliriz. Oyaladılar bizi. Adanaspor'a gittim, yarım sezon oynadım. Oradan da ayrılmak zorunda kaldım. Adana Demirspor'da da yarım sezon oynadım. Oradan da ayrılmak zorunda kaldım, Sarıyer'e geldim. Sonra Kartal'a döndüm. Dönüm noktam da Kartal transferim oldu diyebilirim. Son 6 maçta takımın başına Mehmet Altıparmak gelmişti. Onun da bendeki yeri çok ayrıdır. Zaten küme düşmüş gibiydik. Üç tane maç kazandık. Mehmet Altıparmak gelmeden önce hiç oynamıyordum. Geldi, bana direkt dedi ki "Seni oynatacağım." Mehmet Hocayı hiç tanımam, o beni tanıyormuş. Güvendi bana, oynattı. Ben de çok iyi oynamıştım. Küme düştük ama 6 maçta 3 asist yaptım, 1 gol attım. Sağ kanat oynatıyordu beni. Sezon bitti, beni 1. Lig'den bir tek Fethiye istedi. Mehmet Hoca da 2. Lig'den Alanyaspor'a gitmişti. Beni aradı, "Gel" dedi. "Hocam, 1. Lig'den istiyorlar beni" dedim. Babamı bile aradı Mehmet Hoca. Allah razı olsun, iyi ki aramış. Babam dedi ki, "Git oğlum, görüş!" Sonra gittik, anlaştık. Çok güzel bir ortam. Kulüp gelişime açık. Daha yeni borçlarını bitirmiş bir Alanyaspor'du o zaman. Çok şükür ki şampiyon olduk. Emre Akbaba ile 4 sene beraber oynadık. Karakter olarak üst düzey bir insan, futbolcu olarak üst düzey bir futbolcu. 1. Lig'deki ilk sezonumuzda play-off oynadık ama kaçırdık.

İkinci sezonumuzda da şampiyonluğu kaçırdık ama Allah'tan play-off'tan Süper Lig'e çıktık. Hocamız Hüseyin Kalpar, Sportif Direktörümüz Taner Savut, Başkanımız Hasan Çavuşoğlu, onlara da teşekkür ederim. Sayın Bakanımız Mevlut Çavuşoğlu'nun bana katkısı çok büyük. Her maçtan önce, her maçtan sonra arar beni. Millî Takım'a gelmeden önce de tebrik etti, başarılar diledi. Süper Lig'de 14 yabancı oyuncumuz vardı. Futbolda pasaportun değil de aslında sahaya yüreğini verenin, çok çalışanın oynadığını gösterdim diyebilirim.

Alanyaspor'la Süper Lig'de geç de olsa oynamayı nasıl başardın?

Babam, ailem beni hep motive ediyordu. Bana hep, "Kendine güven, sen iyi bir futbolcusun. Yukarıdakiler kadar kendine güvenirsen sen de orada oynayabilirsin" derlerdi. Mehmet Hoca da "Kendine güven, sen yaparsın" diyordu. Demek ki özgüven ve tecrübeyle alâkalı. Yaşanması gerekiyordu, yaşamışız. İnşallah genç oyuncular erken idrak eder. Gençlere birinci tavsiyem dürüstlük ve çok çalışmak. İkincisi de sabır. Oynamadığın zaman suçu hocada değil de kendinizde aramalısınız. Hoca sizi en fazla iki hafta oynatmayabilir. Üçüncü hafta oynatır, çok çalışıyorsanız, pes etmiyorsanız, sabır gösteriyorsanız başarırsınız. Süper Lig'e çıktığımızda 10 maç kadroya girememiştim. Sabrettim. Hep çalışıyordum. 10 maçtan sonra kadroya girdim. Hüseyin Kalpar beni oyuna aldı 10 dakika. Hiçbir zaman inancımı kaybetmedim. Samsunspor'da oynayan Erhan (Kartal) var, "Abi" diyordu, "Ne işin var burada! Git 1. Lig'de para kazan." Ona, "Paradan daha önemli şeyler var. Benim Süper Lig'de oynama hayalim var. Bunu da gerçekleştireceğim" demiştim. Hiçbir zaman pes etmedim. Her zaman çalıştım. Hoca oynatmadı, kadroya almadı. Daha çok çalıştım. O 10 maçta kadroya giremediğimde, eşim o zaman kız arkadaşımdı, onun da inanılmaz katkısı oldu. Şimdi de Allah bize bir kız çocuğu nasip etti, bir aylık bir çocuğumuz var. Adı Defne… 10 maç kadroya giremediğim dönemde Tuğba ile tanışmıştım. Allah razı olsun, onun da bana katkısı çok büyük. Bu üç yıldaki yükselişimde, buralara gelmemde onun katkısı inanılmaz. Kötü zamanımda da iyi zamanımda da bana destek oldu.

A Milli Takım'ı hayal etmeye ne zaman başladın?

Safet Susic gelmişti devre arasında. Yardımcıları Elvir Baliç, Emrah Eren ve Fevzi Layiç'ti. Emrah Hoca bana diyordu ki, "Millî Takım'a gidersin, Böyle devam et." O zamanlar, "Nerede hocam, yaş 27-28, çok zor" diyordum. Sergen Hoca (Yalçın) geldikten sonra "Aynen devam et böyle, Millî Takım'a gidersin" diyordu. İkinci yarı başladığından beri hissediyordum aslında. Şenol Hocaya (Güneş) da çok teşekkür ederim, 29 yaşımda bana bu fırsatı verdiği için.  

Şenol Güneş, birlikte çalıştığı oyuncuları birkaç gömlek yukarı çıkarır. Sen ne umuyorsun?

Benim anlatmama gerek yok, yakaladığı başarılarla Türkiye'nin en büyük hocalarından bir tanesi. Bizi ilk yanına çağırdığında inanılmaz güzel konuşmuştu. "Buraya yeni geldiniz, hoş geldiniz. Burası Millî Takım. Burada oynasanız da oynamasanız da her zaman hazır olmalısınız. Kendi kulüplerinizde de aynı şekilde. Ama Millî Takım, en üst seviye burası" demişti. O konuşma beni çok etkilemişti. Gerçekten, hocadan çok öğretmen... Şenol Hocanın ilk konuşmasından bile inanılmaz etkilendim. O yüzden her zaman kulağıma küpe o sözü. Ömrümün sonuna kadar aklımda kalacak.

Birlikte çalıştığın teknik adamlar senin en çok hangi özelliklerini beğeniyor?

Eskiden oyunu tek yönlü oynuyordum. Şimdi oyunumu geliştirdim. Sergen Hoca, bana çok katkı sağladı o yönden. Günümüzün kanat oyuncusunun defansa da yardım etmesi lazım. Her maç 11 kilometre üstü koşmam gerektiğini söyledi bana. Ben de 11-11.5 kilometre koşuyorum her maç. Çabukluğum, adam eksiltmem ve araya koşularım önemli. Sergen Hoca hep bana der, "Araya koş, seni kimse yakalayamaz. At pası koş, daha çok koş. Ya da orta saha ile göz göze geldin mi araya koşunu at. Stoperin arkasında seni yakalayamazlar." Ben de kendi özelliğime göre oynamaya çalışıyorum.

Kariyer planlamanda bundan sonra neler var?

Hiçbir zaman hedeflerimi kaybetmeyen bir insanım. Hep hedef koyuyorum kendime. Şimdi Alanyaspor'dayım. Bir röportajımda "İnşallah Millî Takım'a giderim" demiştim. Millî Takım'dayım Allah'a çok şükür. Şimdi daha çok çalışmam lâzım. Kaç milyonun hayalini kurduğu yerdeyim. Büyük takımlar neden olmasın! Sonuçta 29-30 yaşından sonra da gidenler var büyük takımlara. Ama en önemli hedef, Millî Takım'da kalıcı olmak…

Millî Takımımızın gruptaki şansını nasıl değerlendiriyorsun?

Burada herkes çok iyi, çok mütevazı. Çok hızlı oynanan bir oyun var. İdmanda bile öyleydi, tempoluydu. Ben ilk defa bu kadar tempolu idman gördüm diyebilirim. Hatta ilk 10 dakikada bocaladım. Ben şansımızın çok yüksek olduğunu görüyorum. Başınızda Şenol Hoca varsa hedefiniz hiçbir zaman bitmez. Hep hedefiniz yukarıda olur. Avrupa Futbol Şampiyonası'na mutlaka gitmemiz lâzım. Bizim takım başarır. Çünkü çok yetenekli oyuncular var.


Thursday, March 21, 2019

Leandrinho: "Aslanı öldürmem gerekiyordu"

Futbol gezgini Brezilyalı golcü Leandro Barrios Rita dos Martires, beşinci sezonunu geçirdiği ülkemizde Denizlispor, Sivasspor ve Kardemir Karabükspor'un ardından hünerlerini Ümraniyespor'da sergiliyor. Benfica ve Portekiz Millî Takımı'nın kalesini koruyan bir büyükbabanın torunu olarak sağlam futbol genlerine sahip. Futsalla başladığı kariyerini 19 yaşından bu yana futbolla sürdüren ve hobi olarak gitar çalan Brezilyalı golcü, mesleğine bakışını, "Bazen bir kapı açılır, bazen kapanır. Her kapı kapandığında o kapıyı açabilmek için tekrar zorladım. Hiç bıkmadan, usanmadan devam ettim. Zamanı geldiğinde aslanı öldürmen gerekir. Ben de öyle yaptım" sözleriyle özetliyor.



6 Haziran 1986 Brezilya Cotia doğumlusun. Öncelikle nasıl bir çocukluk geçirdin. Cotia'da nasıl bir hayat yaşıyordun?

Bütün Brezilyalı oyuncular gibi ben de futbola sokaklarda başladım. Sokaklarda futbol oynayarak büyüdük. Kardeşlerim ve ailemle çok mutlu günler geçirdik. Çok rahattık, hiçbir sıkıntımız yoktu. Futbolu bana sokaklar öğretti diyebilirim.

Aileni tanıyabilir miyiz? Annen, baban ve kardeşlerin ne işle meşguller? Ailende senden başka sporla ilgilenen birileri var mı?

Babam bir şirkette çalışıyor. Annem çalışmıyor. Şu an annemle babam birlikte değil. Üç erkek, bir kız kardeşim var. Kız kardeşim ekonomist. Erkek kardeşlerimden birisi bilgisayar şirketinde çalışıyor. Annemin yeni evlendiği eşinden de erkek kardeşlerim var. Birisi Brezilya'da futbol oynuyor, diğeri de elektronikle uğraşıyor.

Futbolcu genini annenden aldığını söyleyebilir miyiz?

Hayır. Büyükbabam çok büyük bir kaleciydi. Benfica'da oynadı ve Portekiz Millî Takımı'nda kalecilik yaptı. İsmi Jose Rita (Tam ismi José Bartolomeu Barrocal Rita dos Mártires). Eusebio döneminde tarih yazan Portekiz Millî Takımı'nın kalecilerinden birisiydi.

Brezilya'da neredeyse her çocuk futbolcu olarak doğuyor. Brezilyalılar için futbol bir çıkış kapısı. Sendeki futbol yeteneğini ilk kim keşfetti ve seni bir kulübün kapısından içeri soktu?

Brezilya'da futbola futsal ile başladım. Salon futbolu ilgimi çekiyordu. Orada beni aslen Brezilyalı ama Kosta Rika vatandaşı olan bir menajer keşfetti. Beni Kosta Rika'da bir takıma davet etti. 19 yaşındaydım. Lisanslı olarak futbol kariyerime Brezilya'da değil, Kosta Rika'da başladım.

Futbolcu olmasaydın hayatın nasıl bir yöne giderdi hiç düşündün mü?

Tabiî ki futbolla alakam olmasaydı her Brezilyalı gibi ben de müzikle ilgilenirdim. Müzikle ilgilenmeyi seviyorum. Gitar çalıyorum. Futbolla alakam olmasaydı kendimi müzikte geliştirirdim.

Seninle birlikte futbola başlayan birçok arkadaşın bugün futbolcu olamadı ama sen başardın ve buradasın. O başaramayan arkadaşlarına göre neleri farklı yaptın?

Futbolculuk sadece sahaya çıkıp futbol oynamakla bitmiyor. Ben de bu şekilde yapmadım zaten. Devam etmelisin. Hiçbir zaman pes etmemelisin. Futbol böyledir. Bazen bir kapı açılır, bazen kapanır. Her kapı kapandığında o kapıyı açabilmek için tekrar zorladım. Hiç bıkmadan, usanmadan devam ettim. Önün kapanacak, önüne hep bir engel çıkacak. Ama zamanı geldiğinde aslanı öldürmen gerekecektir. Çok fazla futbolcu vardı etrafımda. Çok yetenekli oyuncular da vardı. Ama mantalite olarak zayıf oldukları için pes ettiler. Ben pes etmedim. Her zaman daha iyisini ve daha da iyisini yapabilmek için çalıştım. Her gün üstüne koyarak devam ettim. En büyük etkenlerden birisi de aileme yardım edebilmekti. Aileme, babama yardım edebilmek için bu işin ucunu asla bırakmadım ve hep devam ettim. Sonra da buralara kadar geldim.

Brezilya'da nasıl bir altyapı eğitimi aldın? Küçük çocuklara nasıl bir eğitim veriyorlar?

Brezilya'da takım seviyeleri oldukça yüksek. Çünkü orada bütün gençler futbolcu olma hayaliyle yaşıyor. Bazen dışarıdan test etmek için çocukları getiriyorlar. Her testte 70-80 genç oyuncu yer alıyor. Bunların içinden sıyrılıp, en iyisi olmanız gerekiyor. Sao Paolo, Corinthians gibi büyük kulüplerde 17 yaşına gelince profesyonel olacak şekilde eğitim alıyorsunuz. Bu yüzden aralarından sıyrılıp profesyonel olmak çok zor.

Kariyerine baktığımız zaman tam bir futbol seyyahı olduğunu görüyoruz. 14 farklı takım ismi saydım. Ve bunları sırayla anlatmanı isterim. Portuguesa B'den Kosta Rika takımı CS Herediano'ya transfer olduğunu görüyoruz. 2 yıla yakın bir zaman burada kalıyorsun. Kosta Rika günlerin nasıldı?

Kosta Rika'da bulunduğum zamanlar ilk başlarda güzeldi. Çünkü eski eşim oralıydı ve iki güzel kızımız vardı. Kosta Rika'dan Belçika'ya transfer oldum. Belçika'da bazı işler iyi gitmedi. Orada eski eşim ve çocuklarım mutlu olamadı ve geri dönmek istediler. Ben de futbol kariyerim hakkında bir seçim yapmak zorundaydım. Ya onlardan ayrılıp Belçika'da kalacak ya da onlarla beraber Kosta Rika'ya geri dönecektim. Kızlarımdan ayrılmak istemediğim için Kosta Rika'ya döndüm. Ama futbolda bazen iyi seçimler, bazen de kötü seçimler olabiliyor. Belçika'dan ayrılıp Kosta Rika'ya döndüm. Ama bugün kızlarımdan ve eski eşimden tekrar ayrıyım. Futbol böyle bir şey. Bazen seçimler değişebiliyor.

Belçika'da Zulta Waragen'den sonra Portekiz'e, Paços de Ferreira'ya gidiyorsun. Burada da çok az şans buluyorsun. Portekiz'de de işler iyi gitmedi sanırım?

Öncelikle Belçika'dan sonra Portekiz'e geçtim. Burada sakatlandım. Sakatlık sebebiyle çok fazla şans bulamadım çünkü kas sakatlığım vardı ve uzun sürdü. Sakatlığım tam iyileşmişken bir maça çıktım ve tekrar sakatlandım. Bazı kişisel sorunlar da üst üste geldi. Kosta Rika'ya dönmek zorunda kaldım. Kendimi toparlayıp elimden geleni yapmak istiyordum ki yaptım da… Kosta Rika'da bir takıma gittim ve ligin en çok gol atan oyuncusu oldum. Bunu yaptıktan sonra tekrar teklifler gelmeye başladı. Bu teklifler sonrasında İran'a geçtim. Çünkü oradan gelen teklif oldukça yüksekti.

Buradan sonrası tam bir transfer çılgınlığı şeklinde geçiyor. İran takımı Mes Kerman'a, 1 sezon sonra Suudi Arabistan takımı Al-Raed'e, 1 ay sonra Guatemala takımı CSD Municipal'a, 1 yıl sonra Kosta Rika'da eski takımın CS Herediano'ya, 1 yıl sonra bu kez Meksika takımı Atletico de San Luis'e transfer oluyorsun. Bu kadar yer değiştirmenin sebebi neydi?

İran takımından sonra Al-Raed'e transfer oldum. Çünkü çok iyi bir teklif almıştım. Ancak o anda eşimle durumumuz cidden çok kötü bir seviyeye gelmişti. Boşanma işlemlerimiz devam ediyordu. Sona gelmiştik ancak ben kızlarımla beraber kalmak istiyordum. Ancak kızlarım annelerine verildi. Ben yine bir seçim yapmak zorunda kaldım. Ya kızlarımdan uzakta, Suudi Arabistan'da tek başıma futbol oynayacaktım ya da kızlarımla beraber olacak ama kötü bir takımda futbol oynayacaktım. Suudi Arabistan'daki iyi kontratımı bırakıp, Guatemala'ya, CSD Muinicipal'e transfer oldum. Takım hakkında hiçbir bilgim yoktu. Kötü bir takımdı. Kızlarımla beraber olabilmek için bu transferi yaptım. Orada çapraz bağlarım koptu. Bu nedenle 6 ay futbol oynayamadım. Kontratım da bitti. Orada hiçbir şey yapmadan durmamak için Kosta Rika kulübüyle anlaştım. Tedavilerim iyi gitti ve sonrasında Meksika'ya transfer oldum.

Atletico de San Luis'de düzenli forma şansı bulduğunu görüyoruz. 23 maça çıkıyorsun ve dört gol atıyorsun. Meksika sana iyi geliyor. Toparlanma sürecini nasıl anlatırsın?

Meksika hayatı sizin de dediğiniz gibi benim için bir başlangıç oldu. Çok kötü zamanlar 
geçirmiştim. Kafamda bir sürü problemler vardı. Yeni boşanmıştım. Çapraz bağlarım kopmuştu. Sıfırdan başlamak zorundaydım. Ama Meksika'da şuna karar verdim. Artık futboldan başka hiçbir şey düşünmemem gerekiyordu. Eski eşimi unuttum. Sıkıntılarımı unuttum. Yeni bir sayfa açtım kendim için. Meksika bunu yapabilmem için çok güzel bir şans oldu. Bunu yapmamı sağlayan en önemli etken şuydu. Her zaman kızlarımla birlikte olmak istiyordum. Fakat şunu fark etmiştim. Eğer futbol oynamazsam, futbolda iyi olamazsam, iyi kontratlara imza atamazsam kızlarım için iyi bir gelecek sunamayacağım. Sırf onlar için yeni bir karar aldım. Belki onlardan sene boyunca uzak kalacaktım ama gelecek için bunları yapmam gerekiyordu. Şu an her boş zamanımda onları görmeye Kosta Rika'ya gidiyorum.

Meksika'daki performansın sonrasında Türkiye günlerin başlıyor ve Denizlispor'a transfer oluyorsun. Öncelikle bu transfer nasıl gerçekleşti ve seni kim istedi?

Denizlispor'da bana kapıyı açan kişi Mehmet Altıparmak'tı… Beni izlemişti. Menajerimle görüşüp beni takıma davet eden kişinin o olduğunu düşünüyorum. Takıma adaptasyonumda da çok büyük rol oynadı. Takıma, şehre ve lige çok çabuk adapte oldum. Buralara gelmemi sağlayan kişi Mehmet Altıparmak'tı.

Türkiye günlerinde kelimenin tam anlamıyla sıçrama yapıyorsun ve istikrarı yakalıyorsun. Denizlispor'da ilk sezonunda 30 maça çıkıp, 17 gol atıyorsun ve dikkatleri üzerine çekiyorsun. Ertesi sezon yolun Sivasspor ile kesişiyor. Sivasspor'da ilk sezonunda 39 maça çıkıyorsun, 11 golün var ve takımınla TFF 1. Lig'de şampiyonluk yaşıyorsun. O günleri nasıl anlatırsın?

Çok güzel günlerim geçti Sivas'ta. Halk beni çok seviyordu. Başkan Mecnun Otyakmaz ile aram çok iyiydi. Sonrasında şampiyonluğu yaşadık ve Süper Lig'e çıktık. Zaten Türkiye'ye geldiğimde hedefimde Süper Lig vardı. Süper Lig'de oynayabilmeyi çok istiyordum. Bir gün nasip oldu. Süper Lig'de de oynadım. İkinci maçımda gol attım. Fakat teknik direktörümüz Samet Aybaba beni takımın dışında bıraktı. Gidip konuştum kendisiyle, sebebini sordum. "Seninle konuşmak istemiyorum" gibisinden bir cevap aldım. O zamanlar kadro dışı kaldım. Sebebini öğrenemedim. Halen de bilmiyorum. Benim için artık bu durum da geçmişte kaldı. Ben mazeretlerin arkasına sığınmam. Takılıp kalmam da… O zamanlar iyi oynadığım için her yerden teklif de geliyordu. Dubai'den teklifler alıyordum. Türkiye'den teklifler alıyordum. Dubai'ye transferime izin vermediler. Ben de Karabükspor'a transfer oldum.

Karabükspor'da yarım sezonda 13 maçta forma giyiyorsun ve ardından sezon sonunda Ümraniyespor'a transfer oluyorsun. Ümraniyespor'u nasıl buldun?

Hiçbir kulüp ve teknik direktör hakkında kötü konuşmak istemem. Bundan önce oynadığım kulüplerde de sıkıntılarım oldu. Fakat hiçbir zaman pes etmedim. Her zaman sahada yüzde 100'ümü vererek oynadım. Karabükspor'dan sonra seçim yapmam gerekiyordu. Başka teklifler de vardı. Ümraniyespor'u araştırdığımda burada iyi bir aile ortamı ve arkadaşlık ilişkilerinin olduğunu, buranın gelişmekte olan ve hedefleri doğrultusunda yürüyen bir kulüp olduğunu öğrendim. Bunlar beni buraya transfer olmaya itti açıkçası… Geldiğim zaman da güzel ve sıcak bir ortam buldum. Aile gibiyiz. Herkes arkadaşlıklarını samimi tutuyor. Gruplaşma yok burada… Hedefi olan, projesi olan bir takım. Ben de bu projenin içinde olmak istedim. Kulüp hem TFF 1. Lig'de, hem de Ziraat Türkiye Kupası'nda iyi işler yapıyor. Ben de elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Genç oyuncularımız var, yaşı olgun oyuncularımız var. Gençlere iyi örnek olmaya çalışıyorum. Arkamda olan Atabey olsun, Fuat olsun onlar için sahada ve saha dışında örnek olduğumu düşünüyorum. Hiçbir zaman pes etmiyorum. Futbolcularda karakteristik özellikler çok önemlidir. Ben de bu karakteristik özelliğimin çok iyi olduğunu düşünüyorum. Kafa olarak, mental olarak rahatım. Kendime iyi bakarım. Buraya gelirken, idmana çıkarken, eve giderken mutluyum. Hayat benim için burada çok iyi geçiyor. Bu yüzden Ümraniyespor benim için çok iyi bir tercih oldu diyebilirim.

Ümraniyespor'da bu sezon çok iyi işler yapıyorsun. Röportaj yaptığımız bugüne kadar gayet istikrarlısın. Kupada Fenerbahçe'yi elediniz ve rövanştaki golü sen attın. Fenerbahçe maçları nasıl geçti ve bu sezonu nasıl değerlendirirsin?

Öncelikle Fenerbahçe ile eşleştikten sonra kendimi çok iyi hazırlamaya başladım bu maç için. Çünkü rakibimiz çok büyük bir kulüptü. O maçta gol atmak için elimden geleni yaptım. Takıma destek olmak istiyordum, başardım da… Bunu kendimi göstermek için değil, takımıma yardım etmek için yaptım. O golü attıktan sonra eve çok mutlu döndüm.

Takım olarak bu sezon Süper Lig hedefiniz var. Bu şansınızı nasıl değerlendiriyorsun?

Kendime bakacak olursam; kazanmak için doğduğumu düşünüyorum. Bu sene böyle ilerledik. Bütün takım kazanmak için çalışıyor; ben de bu şekilde mücadele ediyorum. Bundan da mutluluk duyuyorum. Bence bu sene Ümraniye için bir rüya yılı olacak. Bir tarih yazıyoruz burada… Kulübümüz adına… Bu rüyanın içinde olmak beni de çok mutlu ediyor.

Bu sezon Ümraniyespor ile sözleşmen sona eriyor. Kendine bundan sonrası için nasıl bir kariyer planı yaptın? Türkiye'de devam edecek misin yoksa başka bir durak mı seni bekliyor?

Açıkçası Türkiye'de devam etmek istiyorum. Eğer seneye de Türkiye'de kalırsam 5 seneyi tamamlamış olacağım. 5 seneyi tamamladıktan sonra da Türk pasaportu almak isterim. Türkçeyi gayet iyi bir şekilde anlayabiliyorum. Belki seneye çok daha iyi şekilde konuşabilirim. Kulübüm hakkında konuşmak şu an pek bana düşmez. Kulübüm seneye devam edip etmemem konusunda bir karar verir. Bana kalırsa, Türkiye'de kalmak istiyorum. Çünkü her şey çok iyi gidiyor. Çok mutluyum. Arkadaşlık ortamım ve hayatım burada çok güzel. Seneye ve devam eden yıllarda Türkiye'de kalmak isterim.

Tam da bunun örnekleri var aslında. Mesela Brezilya asıllı Türk vatandaşı Mehmet Aurelio ve Mert Nobre gibi…

Söylediğiniz gibi örnekler var. Ben burada çok mutluyum. Ümraniyespor da isterse seve seve kalmak isterim…

Oynadığın tüm liglerle Türkiye'yi nasıl kıyaslarsın? Burada neler farklı?

Türkiye'de futbol adına her şey çok iyi. Tesisler, statlar, taraftarlar, kulüpler, kulüp çalışanları, oyuncular çok iyi… Tabiî ki La Liga, Bundesliga, Premier Lig, Avrupa'nın en üst ligleri. Bunlardan sonra benim için Türkiye geliyor. Türkiye de dünyanın en iyi liglerinden bir tanesi. Bence organizasyon ve bütçe konusunda bazı sıkıntılar olmasa Türkiye ilk beş içerisine girecektir.

Peki, her şey bu kadar güzelken neden Türkiye uluslararası alanda kalıcı başarılar elde edemiyor?

Dediğim gibi, her şey elinizde var. Ama bence buradaki sorun akademinin yani genç takımların biraz daha düşük seviyede kalması ve gençlere şans verilmemesi. Diğer liglere baktığınız zaman akademilere oldukça değer veriliyor. Maçlara gençler çıkartılıyor. Türkiye'de bu durum sıkıntılı. Türk Millî Takımı'nın da çok kaliteli oyuncuları var ama gençlere daha fazla önem verilmesi gerekiyor. Dünya çapında başarılı olan ülkelere baktığınız zaman hepsi akademilerine çok değer veriyor. Türkiye'ye ise dışarıdan çok fazla sayıda oyuncu geliyor. Ama akademiye el atılmazsa Millî Takım da kuvvetlenemez. Çünkü Millî Takım'a dışarıdan oyuncu alamazsınız.

Türkiye, Brezilyalı oyuncuları çok seviyor. Brezilyalılar da Türkiye'yi… Didi, Parreira, Alex, Roberto Carlos, Taffarel gibi unutulmaz isimler, ülkemizde derin izler bıraktı. Bu sevgiyi nasıl anlatırsın?

Çünkü Brezilya'daki hayatla Türkiye'deki hayat birbirine çok benziyor. Neredeyse aynı… O yüzden gelen herkes direkt adapte olabiliyor. İstanbul da mükemmel bir şehir. Dünyanın en iyi şehirlerinden bir tanesi… Brezilya'da da çok sayıda Türk var. Sao Paolo'ya giderseniz çok sayıda Türk görürsünüz. Ben annemi Türkiye'ye getirdim. 1 ay burada kaldı ve dönmek istemedi. O kadar çok beğendi burayı.

Futboldaki idollerin kimler ve Türkiye'deki Brezilyalılardan en çok hangilerini beğeniyorsun?

İdolüm Ronaldinho… Ama Türkiye'ye bakıp, geçmişi de katarsak en iyisi Alex… Bu tartışmasızdır. Şu ana bakarsak söyleyeceğim kişi Robinho'dur… Santos'ta başladığı zamanlarda da idolüm olan oyuncuydu. Burada görüşüyoruz şu an… Başakşehir'de iyi hedefleri var ve bence başaracaklar.

Hobilerin ve fobilerini öğrenebilir miyiz?

Hobim gitarım. Evde rahatlamak için her zaman gitar çalıyorum. Fobi olarak korktuğum hiçbir şey yok


 
eXTReMe Tracker