Thursday, March 21, 2019

Leandrinho: "Aslanı öldürmem gerekiyordu"

Futbol gezgini Brezilyalı golcü Leandro Barrios Rita dos Martires, beşinci sezonunu geçirdiği ülkemizde Denizlispor, Sivasspor ve Kardemir Karabükspor'un ardından hünerlerini Ümraniyespor'da sergiliyor. Benfica ve Portekiz Millî Takımı'nın kalesini koruyan bir büyükbabanın torunu olarak sağlam futbol genlerine sahip. Futsalla başladığı kariyerini 19 yaşından bu yana futbolla sürdüren ve hobi olarak gitar çalan Brezilyalı golcü, mesleğine bakışını, "Bazen bir kapı açılır, bazen kapanır. Her kapı kapandığında o kapıyı açabilmek için tekrar zorladım. Hiç bıkmadan, usanmadan devam ettim. Zamanı geldiğinde aslanı öldürmen gerekir. Ben de öyle yaptım" sözleriyle özetliyor.



6 Haziran 1986 Brezilya Cotia doğumlusun. Öncelikle nasıl bir çocukluk geçirdin. Cotia'da nasıl bir hayat yaşıyordun?

Bütün Brezilyalı oyuncular gibi ben de futbola sokaklarda başladım. Sokaklarda futbol oynayarak büyüdük. Kardeşlerim ve ailemle çok mutlu günler geçirdik. Çok rahattık, hiçbir sıkıntımız yoktu. Futbolu bana sokaklar öğretti diyebilirim.

Aileni tanıyabilir miyiz? Annen, baban ve kardeşlerin ne işle meşguller? Ailende senden başka sporla ilgilenen birileri var mı?

Babam bir şirkette çalışıyor. Annem çalışmıyor. Şu an annemle babam birlikte değil. Üç erkek, bir kız kardeşim var. Kız kardeşim ekonomist. Erkek kardeşlerimden birisi bilgisayar şirketinde çalışıyor. Annemin yeni evlendiği eşinden de erkek kardeşlerim var. Birisi Brezilya'da futbol oynuyor, diğeri de elektronikle uğraşıyor.

Futbolcu genini annenden aldığını söyleyebilir miyiz?

Hayır. Büyükbabam çok büyük bir kaleciydi. Benfica'da oynadı ve Portekiz Millî Takımı'nda kalecilik yaptı. İsmi Jose Rita (Tam ismi José Bartolomeu Barrocal Rita dos Mártires). Eusebio döneminde tarih yazan Portekiz Millî Takımı'nın kalecilerinden birisiydi.

Brezilya'da neredeyse her çocuk futbolcu olarak doğuyor. Brezilyalılar için futbol bir çıkış kapısı. Sendeki futbol yeteneğini ilk kim keşfetti ve seni bir kulübün kapısından içeri soktu?

Brezilya'da futbola futsal ile başladım. Salon futbolu ilgimi çekiyordu. Orada beni aslen Brezilyalı ama Kosta Rika vatandaşı olan bir menajer keşfetti. Beni Kosta Rika'da bir takıma davet etti. 19 yaşındaydım. Lisanslı olarak futbol kariyerime Brezilya'da değil, Kosta Rika'da başladım.

Futbolcu olmasaydın hayatın nasıl bir yöne giderdi hiç düşündün mü?

Tabiî ki futbolla alakam olmasaydı her Brezilyalı gibi ben de müzikle ilgilenirdim. Müzikle ilgilenmeyi seviyorum. Gitar çalıyorum. Futbolla alakam olmasaydı kendimi müzikte geliştirirdim.

Seninle birlikte futbola başlayan birçok arkadaşın bugün futbolcu olamadı ama sen başardın ve buradasın. O başaramayan arkadaşlarına göre neleri farklı yaptın?

Futbolculuk sadece sahaya çıkıp futbol oynamakla bitmiyor. Ben de bu şekilde yapmadım zaten. Devam etmelisin. Hiçbir zaman pes etmemelisin. Futbol böyledir. Bazen bir kapı açılır, bazen kapanır. Her kapı kapandığında o kapıyı açabilmek için tekrar zorladım. Hiç bıkmadan, usanmadan devam ettim. Önün kapanacak, önüne hep bir engel çıkacak. Ama zamanı geldiğinde aslanı öldürmen gerekecektir. Çok fazla futbolcu vardı etrafımda. Çok yetenekli oyuncular da vardı. Ama mantalite olarak zayıf oldukları için pes ettiler. Ben pes etmedim. Her zaman daha iyisini ve daha da iyisini yapabilmek için çalıştım. Her gün üstüne koyarak devam ettim. En büyük etkenlerden birisi de aileme yardım edebilmekti. Aileme, babama yardım edebilmek için bu işin ucunu asla bırakmadım ve hep devam ettim. Sonra da buralara kadar geldim.

Brezilya'da nasıl bir altyapı eğitimi aldın? Küçük çocuklara nasıl bir eğitim veriyorlar?

Brezilya'da takım seviyeleri oldukça yüksek. Çünkü orada bütün gençler futbolcu olma hayaliyle yaşıyor. Bazen dışarıdan test etmek için çocukları getiriyorlar. Her testte 70-80 genç oyuncu yer alıyor. Bunların içinden sıyrılıp, en iyisi olmanız gerekiyor. Sao Paolo, Corinthians gibi büyük kulüplerde 17 yaşına gelince profesyonel olacak şekilde eğitim alıyorsunuz. Bu yüzden aralarından sıyrılıp profesyonel olmak çok zor.

Kariyerine baktığımız zaman tam bir futbol seyyahı olduğunu görüyoruz. 14 farklı takım ismi saydım. Ve bunları sırayla anlatmanı isterim. Portuguesa B'den Kosta Rika takımı CS Herediano'ya transfer olduğunu görüyoruz. 2 yıla yakın bir zaman burada kalıyorsun. Kosta Rika günlerin nasıldı?

Kosta Rika'da bulunduğum zamanlar ilk başlarda güzeldi. Çünkü eski eşim oralıydı ve iki güzel kızımız vardı. Kosta Rika'dan Belçika'ya transfer oldum. Belçika'da bazı işler iyi gitmedi. Orada eski eşim ve çocuklarım mutlu olamadı ve geri dönmek istediler. Ben de futbol kariyerim hakkında bir seçim yapmak zorundaydım. Ya onlardan ayrılıp Belçika'da kalacak ya da onlarla beraber Kosta Rika'ya geri dönecektim. Kızlarımdan ayrılmak istemediğim için Kosta Rika'ya döndüm. Ama futbolda bazen iyi seçimler, bazen de kötü seçimler olabiliyor. Belçika'dan ayrılıp Kosta Rika'ya döndüm. Ama bugün kızlarımdan ve eski eşimden tekrar ayrıyım. Futbol böyle bir şey. Bazen seçimler değişebiliyor.

Belçika'da Zulta Waragen'den sonra Portekiz'e, Paços de Ferreira'ya gidiyorsun. Burada da çok az şans buluyorsun. Portekiz'de de işler iyi gitmedi sanırım?

Öncelikle Belçika'dan sonra Portekiz'e geçtim. Burada sakatlandım. Sakatlık sebebiyle çok fazla şans bulamadım çünkü kas sakatlığım vardı ve uzun sürdü. Sakatlığım tam iyileşmişken bir maça çıktım ve tekrar sakatlandım. Bazı kişisel sorunlar da üst üste geldi. Kosta Rika'ya dönmek zorunda kaldım. Kendimi toparlayıp elimden geleni yapmak istiyordum ki yaptım da… Kosta Rika'da bir takıma gittim ve ligin en çok gol atan oyuncusu oldum. Bunu yaptıktan sonra tekrar teklifler gelmeye başladı. Bu teklifler sonrasında İran'a geçtim. Çünkü oradan gelen teklif oldukça yüksekti.

Buradan sonrası tam bir transfer çılgınlığı şeklinde geçiyor. İran takımı Mes Kerman'a, 1 sezon sonra Suudi Arabistan takımı Al-Raed'e, 1 ay sonra Guatemala takımı CSD Municipal'a, 1 yıl sonra Kosta Rika'da eski takımın CS Herediano'ya, 1 yıl sonra bu kez Meksika takımı Atletico de San Luis'e transfer oluyorsun. Bu kadar yer değiştirmenin sebebi neydi?

İran takımından sonra Al-Raed'e transfer oldum. Çünkü çok iyi bir teklif almıştım. Ancak o anda eşimle durumumuz cidden çok kötü bir seviyeye gelmişti. Boşanma işlemlerimiz devam ediyordu. Sona gelmiştik ancak ben kızlarımla beraber kalmak istiyordum. Ancak kızlarım annelerine verildi. Ben yine bir seçim yapmak zorunda kaldım. Ya kızlarımdan uzakta, Suudi Arabistan'da tek başıma futbol oynayacaktım ya da kızlarımla beraber olacak ama kötü bir takımda futbol oynayacaktım. Suudi Arabistan'daki iyi kontratımı bırakıp, Guatemala'ya, CSD Muinicipal'e transfer oldum. Takım hakkında hiçbir bilgim yoktu. Kötü bir takımdı. Kızlarımla beraber olabilmek için bu transferi yaptım. Orada çapraz bağlarım koptu. Bu nedenle 6 ay futbol oynayamadım. Kontratım da bitti. Orada hiçbir şey yapmadan durmamak için Kosta Rika kulübüyle anlaştım. Tedavilerim iyi gitti ve sonrasında Meksika'ya transfer oldum.

Atletico de San Luis'de düzenli forma şansı bulduğunu görüyoruz. 23 maça çıkıyorsun ve dört gol atıyorsun. Meksika sana iyi geliyor. Toparlanma sürecini nasıl anlatırsın?

Meksika hayatı sizin de dediğiniz gibi benim için bir başlangıç oldu. Çok kötü zamanlar 
geçirmiştim. Kafamda bir sürü problemler vardı. Yeni boşanmıştım. Çapraz bağlarım kopmuştu. Sıfırdan başlamak zorundaydım. Ama Meksika'da şuna karar verdim. Artık futboldan başka hiçbir şey düşünmemem gerekiyordu. Eski eşimi unuttum. Sıkıntılarımı unuttum. Yeni bir sayfa açtım kendim için. Meksika bunu yapabilmem için çok güzel bir şans oldu. Bunu yapmamı sağlayan en önemli etken şuydu. Her zaman kızlarımla birlikte olmak istiyordum. Fakat şunu fark etmiştim. Eğer futbol oynamazsam, futbolda iyi olamazsam, iyi kontratlara imza atamazsam kızlarım için iyi bir gelecek sunamayacağım. Sırf onlar için yeni bir karar aldım. Belki onlardan sene boyunca uzak kalacaktım ama gelecek için bunları yapmam gerekiyordu. Şu an her boş zamanımda onları görmeye Kosta Rika'ya gidiyorum.

Meksika'daki performansın sonrasında Türkiye günlerin başlıyor ve Denizlispor'a transfer oluyorsun. Öncelikle bu transfer nasıl gerçekleşti ve seni kim istedi?

Denizlispor'da bana kapıyı açan kişi Mehmet Altıparmak'tı… Beni izlemişti. Menajerimle görüşüp beni takıma davet eden kişinin o olduğunu düşünüyorum. Takıma adaptasyonumda da çok büyük rol oynadı. Takıma, şehre ve lige çok çabuk adapte oldum. Buralara gelmemi sağlayan kişi Mehmet Altıparmak'tı.

Türkiye günlerinde kelimenin tam anlamıyla sıçrama yapıyorsun ve istikrarı yakalıyorsun. Denizlispor'da ilk sezonunda 30 maça çıkıp, 17 gol atıyorsun ve dikkatleri üzerine çekiyorsun. Ertesi sezon yolun Sivasspor ile kesişiyor. Sivasspor'da ilk sezonunda 39 maça çıkıyorsun, 11 golün var ve takımınla TFF 1. Lig'de şampiyonluk yaşıyorsun. O günleri nasıl anlatırsın?

Çok güzel günlerim geçti Sivas'ta. Halk beni çok seviyordu. Başkan Mecnun Otyakmaz ile aram çok iyiydi. Sonrasında şampiyonluğu yaşadık ve Süper Lig'e çıktık. Zaten Türkiye'ye geldiğimde hedefimde Süper Lig vardı. Süper Lig'de oynayabilmeyi çok istiyordum. Bir gün nasip oldu. Süper Lig'de de oynadım. İkinci maçımda gol attım. Fakat teknik direktörümüz Samet Aybaba beni takımın dışında bıraktı. Gidip konuştum kendisiyle, sebebini sordum. "Seninle konuşmak istemiyorum" gibisinden bir cevap aldım. O zamanlar kadro dışı kaldım. Sebebini öğrenemedim. Halen de bilmiyorum. Benim için artık bu durum da geçmişte kaldı. Ben mazeretlerin arkasına sığınmam. Takılıp kalmam da… O zamanlar iyi oynadığım için her yerden teklif de geliyordu. Dubai'den teklifler alıyordum. Türkiye'den teklifler alıyordum. Dubai'ye transferime izin vermediler. Ben de Karabükspor'a transfer oldum.

Karabükspor'da yarım sezonda 13 maçta forma giyiyorsun ve ardından sezon sonunda Ümraniyespor'a transfer oluyorsun. Ümraniyespor'u nasıl buldun?

Hiçbir kulüp ve teknik direktör hakkında kötü konuşmak istemem. Bundan önce oynadığım kulüplerde de sıkıntılarım oldu. Fakat hiçbir zaman pes etmedim. Her zaman sahada yüzde 100'ümü vererek oynadım. Karabükspor'dan sonra seçim yapmam gerekiyordu. Başka teklifler de vardı. Ümraniyespor'u araştırdığımda burada iyi bir aile ortamı ve arkadaşlık ilişkilerinin olduğunu, buranın gelişmekte olan ve hedefleri doğrultusunda yürüyen bir kulüp olduğunu öğrendim. Bunlar beni buraya transfer olmaya itti açıkçası… Geldiğim zaman da güzel ve sıcak bir ortam buldum. Aile gibiyiz. Herkes arkadaşlıklarını samimi tutuyor. Gruplaşma yok burada… Hedefi olan, projesi olan bir takım. Ben de bu projenin içinde olmak istedim. Kulüp hem TFF 1. Lig'de, hem de Ziraat Türkiye Kupası'nda iyi işler yapıyor. Ben de elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Genç oyuncularımız var, yaşı olgun oyuncularımız var. Gençlere iyi örnek olmaya çalışıyorum. Arkamda olan Atabey olsun, Fuat olsun onlar için sahada ve saha dışında örnek olduğumu düşünüyorum. Hiçbir zaman pes etmiyorum. Futbolcularda karakteristik özellikler çok önemlidir. Ben de bu karakteristik özelliğimin çok iyi olduğunu düşünüyorum. Kafa olarak, mental olarak rahatım. Kendime iyi bakarım. Buraya gelirken, idmana çıkarken, eve giderken mutluyum. Hayat benim için burada çok iyi geçiyor. Bu yüzden Ümraniyespor benim için çok iyi bir tercih oldu diyebilirim.

Ümraniyespor'da bu sezon çok iyi işler yapıyorsun. Röportaj yaptığımız bugüne kadar gayet istikrarlısın. Kupada Fenerbahçe'yi elediniz ve rövanştaki golü sen attın. Fenerbahçe maçları nasıl geçti ve bu sezonu nasıl değerlendirirsin?

Öncelikle Fenerbahçe ile eşleştikten sonra kendimi çok iyi hazırlamaya başladım bu maç için. Çünkü rakibimiz çok büyük bir kulüptü. O maçta gol atmak için elimden geleni yaptım. Takıma destek olmak istiyordum, başardım da… Bunu kendimi göstermek için değil, takımıma yardım etmek için yaptım. O golü attıktan sonra eve çok mutlu döndüm.

Takım olarak bu sezon Süper Lig hedefiniz var. Bu şansınızı nasıl değerlendiriyorsun?

Kendime bakacak olursam; kazanmak için doğduğumu düşünüyorum. Bu sene böyle ilerledik. Bütün takım kazanmak için çalışıyor; ben de bu şekilde mücadele ediyorum. Bundan da mutluluk duyuyorum. Bence bu sene Ümraniye için bir rüya yılı olacak. Bir tarih yazıyoruz burada… Kulübümüz adına… Bu rüyanın içinde olmak beni de çok mutlu ediyor.

Bu sezon Ümraniyespor ile sözleşmen sona eriyor. Kendine bundan sonrası için nasıl bir kariyer planı yaptın? Türkiye'de devam edecek misin yoksa başka bir durak mı seni bekliyor?

Açıkçası Türkiye'de devam etmek istiyorum. Eğer seneye de Türkiye'de kalırsam 5 seneyi tamamlamış olacağım. 5 seneyi tamamladıktan sonra da Türk pasaportu almak isterim. Türkçeyi gayet iyi bir şekilde anlayabiliyorum. Belki seneye çok daha iyi şekilde konuşabilirim. Kulübüm hakkında konuşmak şu an pek bana düşmez. Kulübüm seneye devam edip etmemem konusunda bir karar verir. Bana kalırsa, Türkiye'de kalmak istiyorum. Çünkü her şey çok iyi gidiyor. Çok mutluyum. Arkadaşlık ortamım ve hayatım burada çok güzel. Seneye ve devam eden yıllarda Türkiye'de kalmak isterim.

Tam da bunun örnekleri var aslında. Mesela Brezilya asıllı Türk vatandaşı Mehmet Aurelio ve Mert Nobre gibi…

Söylediğiniz gibi örnekler var. Ben burada çok mutluyum. Ümraniyespor da isterse seve seve kalmak isterim…

Oynadığın tüm liglerle Türkiye'yi nasıl kıyaslarsın? Burada neler farklı?

Türkiye'de futbol adına her şey çok iyi. Tesisler, statlar, taraftarlar, kulüpler, kulüp çalışanları, oyuncular çok iyi… Tabiî ki La Liga, Bundesliga, Premier Lig, Avrupa'nın en üst ligleri. Bunlardan sonra benim için Türkiye geliyor. Türkiye de dünyanın en iyi liglerinden bir tanesi. Bence organizasyon ve bütçe konusunda bazı sıkıntılar olmasa Türkiye ilk beş içerisine girecektir.

Peki, her şey bu kadar güzelken neden Türkiye uluslararası alanda kalıcı başarılar elde edemiyor?

Dediğim gibi, her şey elinizde var. Ama bence buradaki sorun akademinin yani genç takımların biraz daha düşük seviyede kalması ve gençlere şans verilmemesi. Diğer liglere baktığınız zaman akademilere oldukça değer veriliyor. Maçlara gençler çıkartılıyor. Türkiye'de bu durum sıkıntılı. Türk Millî Takımı'nın da çok kaliteli oyuncuları var ama gençlere daha fazla önem verilmesi gerekiyor. Dünya çapında başarılı olan ülkelere baktığınız zaman hepsi akademilerine çok değer veriyor. Türkiye'ye ise dışarıdan çok fazla sayıda oyuncu geliyor. Ama akademiye el atılmazsa Millî Takım da kuvvetlenemez. Çünkü Millî Takım'a dışarıdan oyuncu alamazsınız.

Türkiye, Brezilyalı oyuncuları çok seviyor. Brezilyalılar da Türkiye'yi… Didi, Parreira, Alex, Roberto Carlos, Taffarel gibi unutulmaz isimler, ülkemizde derin izler bıraktı. Bu sevgiyi nasıl anlatırsın?

Çünkü Brezilya'daki hayatla Türkiye'deki hayat birbirine çok benziyor. Neredeyse aynı… O yüzden gelen herkes direkt adapte olabiliyor. İstanbul da mükemmel bir şehir. Dünyanın en iyi şehirlerinden bir tanesi… Brezilya'da da çok sayıda Türk var. Sao Paolo'ya giderseniz çok sayıda Türk görürsünüz. Ben annemi Türkiye'ye getirdim. 1 ay burada kaldı ve dönmek istemedi. O kadar çok beğendi burayı.

Futboldaki idollerin kimler ve Türkiye'deki Brezilyalılardan en çok hangilerini beğeniyorsun?

İdolüm Ronaldinho… Ama Türkiye'ye bakıp, geçmişi de katarsak en iyisi Alex… Bu tartışmasızdır. Şu ana bakarsak söyleyeceğim kişi Robinho'dur… Santos'ta başladığı zamanlarda da idolüm olan oyuncuydu. Burada görüşüyoruz şu an… Başakşehir'de iyi hedefleri var ve bence başaracaklar.

Hobilerin ve fobilerini öğrenebilir miyiz?

Hobim gitarım. Evde rahatlamak için her zaman gitar çalıyorum. Fobi olarak korktuğum hiçbir şey yok


Thursday, February 28, 2019

Syam Ben Youssef: "Sokakta yattım ama vazgeçmedim "



31 Mart 1989 Marsilya doğumlusun. Tunuslu bir ailenin çocuğusun. Öncelikle aileni 
tanıyabilir miyiz?
Babam henüz 16 yaşındayken Marsilya'ya gelmiş. O dönemler inşaat işlerinde çalışıyormuş. Annemin ailesi de çok erken zamanlarda Marsilya'ya yerleşmiş. Annem de benim gibi Marsilya doğumlu. Daha sonra tanışıp arkadaş olmuş ve evlenmişler.

Marsilya, özellikle Afrika kıtasından göç almış bir Fransız sahil kenti. Orada nasıl bir çocukluk geçirdin?
Evet, dediğiniz gibi Marsilya çok kozmopolit bir yapıya sahip. Neredeyse her milletten insan yaşıyor. Özellikle Afrikalılar çoğunlukta. Orada çok mutlu bir çocukluk geçirdiğimi söyleyebilirim. Evet, belki yaşadığımız yerde çok fazla imkânımız yoktu ancak ailecek mutluyduk.


Futbolla nasıl tanıştın? Seni ilk kim keşfetti ve bir takımın kapısından içeri soktu?
Kendimi bildim bileli futbol oynuyorum. Ailemin futbola yatkınlığı var. Abim ve kardeşlerim de futbol oynuyor. Ben küçükken abim bir mahalle takımında oynuyordu ve ben de hep onu izlemeye gidiyordum. Sonrasında seçmelere katıldım ve antrenörler beni beğendi. 8 sene boyunca o mahalle takımında top oynadım.


Gençlik yıllarını Fransa'nın SC Bastia B takımında geçirdiğini görüyoruz. Orada nasıl bir altyapı eğitimi aldın ve neler yaşadın?
Mahalle takımından sonra SC Bastia'ya geçtim. Orası bir futbol akademisiydi ve benim gibi çok sayıda futbolcu adayı çocuk vardı. Futbolun taktiksel aşamalarını orada öğrendim. Evime çok yakın değildi ancak ben kendimi futbola adamıştım ve ısrarla devam ettim. Bastia'da futbolun temel kurallarını öğrendim.


SC Bastia'dan sonra genç yaşta Tunus 1. Lig takımlarından Esperance'a transfer oluyorsun. Fransa'dan sonra Tunus'ta nasıl bir futbol ortamı vardı? Buradaki tecrübelerin neler?
Oynamak ve kendimi geliştirmek istiyordum. 16 yaşındayken Tunus'a tatile gitmiştim. Biliyorsunuz ki ülkemin denizleri çok güzeldir; tarihi yerleri harikadır. Orada tatildeyken kuzenimle konuştum. Tabiî ki ortak noktamız hep futboldu. Esperance takımının maçına gittik. Oradaki ortamı ve futbol şartlarını gördüm ve kuzenime, "Ben bu takımda oynayabilirim" dedim. Aradan bir yıl geçti. Yine bir gün Tunus'tayken Esperance kulübüne gittim ve "Bu takımda oynamak istiyorum" dedim. İdmanlara çıktım ve beni beğendiler. Sözleşme yaptık. Ancak Tunus'ta hiç beklemediğim, bilmediğim bir ortamla karşılaştım. Evet, orası kendi ülkemdi ancak ben Fransa'da doğup büyümüştüm. Tunus son derece sıcaktı. Gündüzleri 40 dereceyi aşan sıcaklıklar vardı. Ayrıca içilen suların tadı çok farklıydı. Önceleri çok zorlandım. Takımın içtiği sudan içemiyordum. Kendi suyumu getirmiştim. İdman aralarında suya ulaşmak benim için hiç kolay değildi. Çünkü herkes su içerken ben kendi suyumun olduğu yere gitmek zorundaydım. Babamla konuştuk ve bana, "Eğer bir şeyleri başarmak istiyorsan ülke şartlarına uyum sağlaman gerek. Beğensen de beğenmesen de o suyu sen de içeceksin" dedi. Babamı dinledim ve zor da olsa şartlara alışıp Esperance'de devam ettim.


Seninle birlikte futbola başlayan birçok arkadaşın yolda kalırken sen ülkenin millî takımında oynayan bir oyuncu oldun. Onlara göre neleri farklı yaptın da bugünlere ulaştın?
Bu soruya kesin bir cevap verebilirim. Kesinlikle inat ettim. Benim için tek önemli olan şey futboldu. Çok çalıştım. Hiçbir zaman vazgeçmedim. Tunus'tan sonra Fransa'ya döndüğümde çok zor günler geçirdim. Bilmediğim bir şehirde, bilmediğim insanların arasındaydım. Kalacak yer bulamadım. Otele verecek para bulamadım ve sokakta yattım. Ancak futbolcu olmaktan bir saniye bile olsa vazgeçmedim. Benimle birlikte futbola başlayan arkadaşlarım şartlar gereği bırakmış olabilir ama ben futbolcu olduysam inadım sayesinde oldum. İnat ettim ve hiçbir zaman hedefimden vazgeçmedim.


Tunus macerandan sonra İngiltere'ye gittiğini görüyoruz. İngiltere 1. Lig takımlarından Leyton Orient'e transferin nasıl gerçekleşti ve Ada'da neler yaşadın?
Aslında Nottingham Forest'a transfer olacaktım. Beni istiyorlardı. Fakat son anda takımda bir sakatlık yaşandı ve takımın teknik direktörü de transfer tercihini sakatlanan oyuncunun yerine yapmak zorunda kaldı. Çünkü elinde defans oyuncuları vardı ancak o mevki için oyuncu yoktu. Sonrasında hiç beklemediğim bir anda Leyton Orient'e transferim gerçekleşti. Yine de futbol kültürü açısından çok şey öğrendim. Taraftarlar çok iyiydi.


Fransa ve Tunus'tan sonra İngiltere futbolunu nasıl buldun? Oradaki temel farklar nelerdi?
İngiltere'deki temel fark kesinlikle atmosferdi. Çünkü taraftarlar çok farklıydı. İngiltere'de taraftarlar oyuna çok fazla katkı sağlıyor. Seni her daim motive edebiliyorlar. Çok ateşliler. Futbol konusunda bilgileri var. Ancak Tunus'ta bu durum böyle değildi. Orada bir maçı kaybettiğiniz zaman bir hafta taraftarın yüzüne bakamazdınız. Çünkü taraftarlar size karşı çok öfkeli oluyordu. Bu durum değişik bir psikolojiyi de beraberinde getiriyordu. Fransa için ise iki ülkenin ortası diyebilirim. Ne çok fazla ne de çok az baskı var.


İngiltere maceran kısa sürdü ve daha sonra Romanya 1. Lig takımlarından FC Astra'ya geçtin. Buraya transferin nasıl gerçekleşti?
Burada da çok ilginç şeyler yaşadım. Öncelikle kafamda Romanya ile ilgili çok kötü bir resim vardı. Romanya'yı farklı biliyordum. Bana çok yaşanacak bir yer gibi görünmüyordu. Ancak transfer teklifinden sonra bu ülkeye gittim, gezdim ve kafamdaki algının ne kadar yanlış olduğunu gördüm. Romanya çok güzel bir ülke. İlginçlikler bununla da bitmedi. Transfer oldum ancak takımın adı ve şehri değişti. Yani gezip gördüğüm yerle oynadığım yer bir anda farklılaştı. Yine de şanslıydım. Romanya'da çok güzel şeyler yaşadım. Güzel anılar biriktirdim. Kariyerime çok iyi etkisi oldu.


Romanya'da istikrarı yakaladığını görüyoruz. Üç sezonda lig ve kupalar dâhil 95 maça çıktın. Romanya Süper Kupası ve Romanya Kupası'nı kazandın. Hayatının bu bölümünü nasıl değerlendiriyorsun?
Evet, olgunluk dönemimi burada yaşadım. Zaten kendi potansiyelimin farkındaydım. Takımda da herkes bana çok yardımcı oldu. Kupalar kazandım, Avrupa Ligi'nde oynama tecrübesini yaşadım. Buradaki istikrarım beni Tunus Millî Takımı'na taşıdı. Romanya'dan güzel anılarla ayrıldım.


Romanya'daki başarılı günler seni Fransa'ya geri getirdi. Üç sezonun ardından Fransa 1. Ligi takımlarından Caen'e transfer oldun. Doğduğun topraklarda oynamak gibi bir hayalin mi vardı? Bu transfer nasıl gerçekleşti?
Evet, doğduğum topraklarda oynamayı çok istemiştim. Ama hayalimi sorarsanız bir gün Marsilya forması giymek derim. Fransa 1. Ligi'nde oynayabilecek kalitede olduğumu göstermek istiyordum. Böyle bir teklif gelince de kabul ettim. Ancak her şey güzel başlamasına rağmen güzel devam etmedi. İlk 8-9 hafta çok iyi gitti ve oynadım. Ama sonrasında teknik direktörle aramda sorunlar yaşandı ve takıma girememeye başladım. Bu süreç de beni deli ediyordu. Sürekli oynamaya alışmış bir oyuncuyken yedek kalmak bana göre değildi. Bu günler sıkıntılı geçti diyebilirim.


Tüm bu dönem boyunca millî takım kariyerin de başarılı bir şekilde devam etti. Fransa doğumlu olmana rağmen Tunus'u seçtin. Öncelikle bu tercihi neden yaptın? Fransa'dan sana teklif mi gelmedi?
Açık konuşalım, Fransa Millî Takımı'ndan teklif gelebilmesi için şu anki performansımdan çok daha iyisini göstermem gerekirdi. Demek ki onların gözünde bu performansı gösterememişim. Ama Tunus'ta oynadığım için de mutluyum.


Bugüne kadar 48 kez Tunus Millî Takımı formasını giydin. 2018 Dünya Kupası'nda da iki maçta oynadın. Millî takımla ilgili düşüncelerin nedir?
Dünya Kupası'nda oynamak çok farklı bir tecrübeydi. Ama açıkçası bizim için işler çok istediğimiz gibi gitmedi. İngiltere'den bir puan alabilecekken 90. dakikada Harry Kane'in golüyle son anda maçı kaybettik. Sonrasında bizim için işler daha da karmaşıklaştı. Belçika yenilgisinden sonra Panama'yı mağlup etsek de gruptan çıkamadık. Yine de Dünya Kupası tecrübesi yaşamak güzeldi.


Caen'den sonra Kasımpaşa'ya geldin. Seni bu kulüpte ilk kim fark etti ve transferin nasıl gerçekleşti?
Beni ilk keşfeden kişi o dönemki teknik direktörümüz Kemal Özdeş'ti. Ama açıkçası Kemal Hoca beni izlemek için gelmemişti. Mısır'daydık ve Kemal Hoca da Trezeguet'yi izlemeye gelmişti. Ancak benim de performansımı beğenmiş. Kasımpaşa'da oynamak isteyip istemeyeceğimi sordu. Ben de biraz düşünüp araştırdıktan sonra olumlu cevap verdim. İstanbul zaten çok güzel bir şehir. Gelip tesisleri gezdikten sonra da transfer teklifini kabul ettim. Kasımpaşa'nın tesisleri tek kelimeyle muhteşem.


Transfer olduğun günden beri uyum sorunu yaşamadığını görüyoruz. Kasımpaşa'da nasıl bir ortam buldun? Takımın havasını bize biraz anlatır mısın?
Evet, burada uyum sorunu yaşamadım. Takıma çok çabuk adapte oldum. Çünkü Kasımpaşa'daki her şey gerçekten muhteşem. Bir futbolcunun isteyebileceği her imkân var bu kulüpte. Tesisler muhteşem, teknik ekip çok iyi, çalışanlarla iletişimim harika. İstanbul çok güzel bir şehir. Taraftarlarımız bizi destekliyor ancak baskı yüksek değil. Bu bazen takım için iyi bir durum olabiliyor. Bu yüzden de Kasımpaşa'da bugün başarılı bir tablo sergiliyoruz. Ama bazen taraftar baskısını da özlemiyor değilim.


Fransa, İngiltere, Tunus ve Romanya'dan sonra Süper Lig'i nasıl değerlendirirsin? Diğer liglere ve ülkelere oranla Türkiye'nin farkları nedir?
Türkiye'de futbol sadece atak üzerine kurulu… Tabiî herkesin kendi görüşü farklı olabilir ve şu an söyleyeceğim şeyde yanlış da anlaşılmak istemem. Ama ben hayatımda ilk kez bir hocadan, "Yediğimiz golden daha fazlasını atmamız gerekiyor" diye bir cümle duydum. Evet, çok gol atmak önemli ama taktiksel açıdan çok fazla varyasyon yok Türkiye'de… Ben bir defans oyuncusuyum ve öncelikle gol yememeyi düşünürüm. Bu açıdan bakınca burada durum farklı. Diğer ülkelerde daha çok taktiğe önem veriliyor diyebilirim.


Kasımpaşa bugün beklentilerin ötesinde bir seviyede. Takımdaki gidişat sence nasıl?
İyi oyunculardan kurulu bir ekibiz. Yapabileceklerimize inanıyoruz. Takımdaki ortamda her şey futbol oynamaya müsait. Tesisler, stat, taraftar, personel, yönetim gibi her etken aslında bizim iyi futbol oynamamız için dizayn edilmiş gibi. Bu yüzden de başarılı oyun ve iyi sonuçlar geliyor.


Mustafa Denizli ülkemiz için çok önemli ve çok tecrübeli bir teknik adam. Kendisiyle nasıl bir ilişkin var? Mustafa Hocayı birlikte çalıştığın diğer teknik adamlardan ayıran farklar neler?
Mustafa Hocanın gelişiyle birlikte takımda çok farklı bir hava yaşandığı kesin. Gerçekten çok tecrübeli ve ne istediğini bilen bir teknik adam. Sahada bir şey anlatırken vücut diliyle bile istediği mesajı oyunculara verebiliyor.


Mustafa Hocanın, "28-29. haftaya liderin 3-4 puan gerisinde girersek şampiyon oluruz" diye bir söylemi var. Bu sözlere ne diyorsun ve şampiyonluk konusunda senin görüşün nedir?
Bu kadar bilgili ve tecrübeli bir teknik adam bu sözü söylüyorsa tabiî ki derinlemesine düşünmek gerekir. Mustafa Hoca bizi şampiyon olabileceğimize inandırdı. Takıma bu inancı verdi. Bugün oyuncusundan personeline kadar herkes şampiyon olabileceğimize inanıyor. Ama tabiî bu çok kolay bir şey değil. Ligdeki büyük takımlar şu an için kötü durumda. Ama eminim ki ikinci yarıyla birlikte bu takımlar da çıkışa geçip, yarışa dâhil olacaktır. Lig uzun bir maraton ve bu maratondan başarıyla çıkabilmek için de büyük bir istikrar gerekiyor. Mustafa Hoca şampiyonluklara alışkın bir isim. Bu süreçle nasıl baş edeceğini biliyor. Bu bizim için büyük bir avantaj. Ligin ikinci yarısının çok daha zor ama bir o kadar da zevkli geçeceğini düşünüyorum.


İstanbul'da nasıl bir hayatın var?
Kesinlikle dünyanın en güzel şehirlerinden birisindeyim… İstanbul çok canlı. Her an, her saniye yapacak bir şeyler bulabiliyorsunuz. İyi yemek yiyebileceğiniz çok sayıda alternatif var. Ailemle vakit geçirmeyi seven bir insanım.


Hobilerin neler?
Sporun her dalı aslında benim favorim. Sporun her türlüsünü yapmayı severim. Denizde vakit geçirmeyi de çok seviyorum. Gerek Fransa, gerek Tunus'ta denizde çok vakit geçirdim. Teknede olmak bana huzur veriyor. İstanbul'da da zaman zaman tekne gezileri yapıyorum.


Saturday, December 01, 2018

Çağlar Söyüncü: "BAL'da piştim"

Futbolcu fabrikası Altınordu'da yetişip A Millî Takımımızın formasını giydikten sonra Bundesliga'da Freiburg'da oynadı, ardından da İngiltere'nin sürpriz takımı Leicester'a rekor bir transfer yaptı. Çabukluğu, soğukkanlılığı, dinamizmi ve hücuma verdiği destekle basamakları çabuk tırmanan genç stoper, başarısının sırrını Bölgesel Amatör Lig'de yaşadığı iki yıllık tecrübeye bağlıyor ve "Ezilmeyi de gördüm, galibiyetin hazzını da yaşadım. Orada kafa olarak ayakta durabilmek herkesin harcı değildir. Benim için iyi bir okuldu" diye konuşuyor.



Futbola Menemen Belediyespor'da başladın, Premier Lig'de Leicester City formasını giyiyorsun. Geriye dönüp baktığın zaman bugünlere ulaşabileceğini hayal ediyor muydun?

Futbola çok küçük yaşlarda başladığımda, aklımda sadece bulunduğum kulübün A takımında oynamak vardı. Tabiî hocalarımın tavsiyeleriyle bir yerlere gelmeye başladıktan sonra hedefler de büyüdü. Bucaspor'a gittiğimde hedefim A takıma çıkmaktı. Bucaspor'dan ayrılıp Altınordu'ya geçtiğimde de hedefim A takımda oynamaktı. A takıma çıkınca hedefimi daha büyük bir takıma gidebilmek ve en önemlisi A Millî Takım'da oynamak olarak belirledim. A Millî Takım'da oynayabilmek her futbolcuya nasip olmuyor. Çok şükür, bana nasip oldu. Takımlar değişir, hocalar değişir, bizler değişiriz ama Millî Takım her zaman bâkîdir. Sonra Bundesliga'ya gittim; orada da hedefimi yüksek tuttum. Aslında gittiğim her yerde aynı şeyi yapıyorum. Bulunduğum yerle yetinmemeye çalışıyorum.

Altınordu'nun tüm Türkiye'ye örnek olması gereken harika bir sistemi var. Sen de Cengiz Ünder'le birlikte bu sistemin en değerli ürünlerinden birisin. Altınordu gelecek zamanlarda Türk futbolu için neler yapacak; nasıl hizmet edecek?

Başkanımız Seyit Mehmet Özkan ve hocalarımızın bir planı var. Tamamen kendi altyapımızdan yerli oyuncularla oynamak istiyorlar. Bunu gerçekleştirdiği zaman, kardeşlerimiz A takıma ulaştıkları zaman ilk plan tamamlanmış olacak. Ondan sonraki hedefleri şampiyonluk; sonra Süper Lig olacak. Sistemi bildiğimden, bunun için biraz daha zamanları var diye düşünüyorum. Çünkü tamamen altyapıdan 11 oyuncu oynatmak çok zor bir iş. Çok tecrübeli oyuncular da var ama Altınordu gençler için çok büyük bir fırsat.

Çok genç yaşta Freiburg'a transfer oldun. TFF 1. Lig'den A Millî Takım'a yükselip Bundesliga'ya transfer olarak gerçekten büyük bir işi başardın. Bu transfer nasıl gerçekleşti?

Freiburg'daki hocam Christian Streich beni transfer etmeden önce oynadığım bütün maçları analiz etmiş. İmza atmadan önce Almanya'ya gittiğimde bana da izletti. Çok şaşırdım. Genç Millî Takım'la Almanya turnuvası vardı. Sanırım beni orada görüyorlar. Altınordu'yu araştırdıklarında Türkiye'nin en iyi altyapısına sahip takımı olduğunu anlıyorlar. Bunun için dikkatlerini çekiyorum. O zamanlar Altınordu'da oynarken büyük takımlardan da teklif geliyordu. Fatih Terim hocam da beni Altınordu'dan A Millî Takım'a çağırmıştı. Bu da büyük bir şanstı benim için… İzmir'den uzun yıllar sonra A Millî Takım'a giden oyuncuydum. Sanıyorum son oyuncu, ben doğduğum zaman gitmiş. Fatih Tekke o zaman Altay'da oynarken 1997-1998 sezonunda A Millî Takım'a çağrılmış. Kariyerim sürpriz olarak ilerlemişti ama bir noktadan sonra kendime inanmıştım. Çocukluk dönemini geçtikten ve kendimi bilmeye başladıktan itibaren hedefler koymuştum. Bir genç oyuncu için bence en önemlisi bu zaten… Tabiî ki hayal kurmak güzel ama çok da uçmamak lâzım… Kendini ne iyi göreceksin ne de kötü. Kendin hakkında her zaman doğru değerlendirmeler yapmaya çalışacaksın.

Bundesliga'da iki sezon forma giydin ve 55 maça çıktın. Uyum sorunu yaşamadan bu kadar istikrarlı oynamandaki en büyük etken neydi?

Freiburg'da o dönem A millî takımlarda forma giyen oyuncu yoktu. Genç millîler vardı ama A millî seviyesinde herhalde bir tek ben vardım. Bunun da takımda hemen ve sürekli şans bulmamda etkisi oldu. Tabiî teknik direktörümüz de bana çok destek verdi. İlk sezonumda çok net iki-üç hata yapmama rağmen bana şans vermeyi sürdürdü. Her zaman istatistiklere bakıyordu. "Hata yapmış olabilirsin ama istatistikler de çok önemlidir" diyordu. Sonrasında net hatalarımdan kurtuldum ve bu sayede iki sezon istikrarlı bir biçimde oynadım.

Süper Lig tecrübesi yaşamadan Bundesliga'ya gittin. Türkiye'den sonra Almanya'yı nasıl buldun? Ülkemizle Almanya arasında ne gibi farklar var?

Zor bir soru… Çünkü ben hiç Süper Lig'de oynamadığım için atmosfer nasıldır, maçlar nasıl geçer hiçbir yorum yapamıyorum. Türkiye şartlarıyla değerlendirirsek objektif de bakarsak Almanya'da futbol biraz daha ileride. Kalite konusunda biraz fark var. Her takımın kendisine göre yeterli olan bütçesi ve sürekli destek veren bir taraftar kitlesi var. Her takım maçlarını dolu tribünlere karşı oynuyor. Bu durum bir futbolcu için çok önemli. Çünkü taraftarın saha içine etkisi çok büyük. Bir de herkesin bildiği gibi disiplinliler tabiî ki… İş ahlâkları çok yüksek. Mesela gece 01.00'de maçtan dönüyor, sabah 08.00'de rejenerasyon idmanına çıkıyorduk.

Freiburg ile ilk sezonunda UEFA Avrupa Ligi'nde ön eleme oynadınız. İkinci sezonunda ise düşmekten neredeyse son anda kurtuldunuz. Ancak buna rağmen Premier Lig'e transferin gerçekleşti. Leicester City'ye transferini anlatır mısın?

Aslında Freiburg'daki ikinci sezonumda 10 maçlık bir yenilmezlik serisi yakalamıştık. Ligin ikinci devresiydi. Ancak yenilmediğimiz o maçların büyük bölümünde berabere kalarak puan kayıpları yaşadık. Büyük liglerde ligde kalıp kalamayacağınız kolay kesinleşmiyor. Son anda her şey değişebiliyor. İki-üç hafta puan alamayınca biraz stres yaşadık. Ama yine de ligde kalmayı başardık. Premier Lig'e transferim de yine çok araştırılarak gerçekleşti. Leicester City'nin yetkili isimleri Bundesliga'daki her maçımı canlı olarak izlemiş. Önce scout ekipleri gelmişti. Onlar memnun kaldıktan sonra hocalar, sportif direktör gelmeye başladı. Sonrasında bizimle görüştüler. Transferim böyle gerçekleşti.

Bundesliga tecrübesi futboluna ve oyuna bakışına neler kattı?

Bundesliga'da mücadele ruhu çok yüksek. Kaliteli oyuncular ve takımlar var. 90 dakika boyunca mücadele bitmiyor. Her an, her şey olabiliyor. Onun yanında bana iyi bir tecrübe kattığını düşünüyorum. Çok iyi maçlarım da oldu. Büyük bir ligde oynama tecrübesi edindim. En önemlisi buydu.

Seninle beraber futbola başlayan birçok arkadaşın bugün futbolcu olamadı. Seni diğer arkadaşlarından farklı kılan ve bugünlere gelmeni sağlayan özelliklerin nelerdi?

Çok değil, dört-beş sene önce BAL'da (Bölgesel Amatör Lig) oynuyordum. Seyit Mehmet Özkan Başkanımla bir değerlendirme yapıp maç eksiğimi kapatmak için Altınordu'nun BAL'daki pilot takımı Aliağaspor'a gitmiştim. Çok yetenekli ve benden daha önce çıkan oyuncular vardı ama o takımda sadece iki kişi oynuyordu. Bazı arkadaşlarım, "BAL'da mı oynayacağım?" deyip bırakmıştı kulübü. Benim için enteresan bir durum çıkmıştı ortaya. Çünkü Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş'a giden arkadaşlarım vardı. Benim de önümde iki seçenek duruyordu; BAL Ligi mi, Süper Lig takımlarının altyapısı mı? Zor bir karardı. Duygusal davrandım ve başkanımıza, hocamıza olan sevgimden dolayı BAL'a gittim. İyi ki böyle davranmışım. Cengiz ve ben devam ettik. İki sezon BAL'da oynadım. Süper Lig tecrübesine sahip oyuncular da vardı orada. Ezilmeyi de gördüm, galibiyetin hazzını da yaşadım. Benim için çok iyi bir okul oldu. Dediğim gibi herkes bunu kaldıramadı. BAL'ı futbol olarak herkes kaldırır ama kafa olarak ayakta durabilmek herkesin harcı değildir. Gittiğimiz deplasmanlarda çıktığımız maçlar da çok zordu. İki bin polis, beş bin taraftar var. Siz düşünün… Karşı takım da tecrübeli. Benim için çok iyi olmuştu. BAL'da piştim yani. İlk sene tecrübeli ağabeyler vardı; ikinci sene takım biraz daha gençleşti. Seyit Mehmet Özkan'a, üstümde emeği olan hocalarıma çok saygım var. Hepsiyle halen görüşüyorum. Çok güzel günlerdi.

Röportaj yaptığımız tarih itibarıyla Premier Lig'in ilk 12 haftasında Leicester formasını iki kez giyebildin. Forma şansı bu kadar az bulmanın sebepleri neler?

Leicester'a transferin son günü imza attım. O sırada Premier Lig'de üçüncü hafta geride kalmıştı. Almanya'da bir sakatlık yaşamış ve İngiltere'yi bir aylık antrenman eksikliğiyle gitmiştim. Üç hafta fizyoterapistle çalıştıktan sonra yavaş yavaş takım antrenmanlarına katılmaya başladım. Bu süreçte kendi isteğimle A2 takımında üç maça çıktım. Çünkü maç temposu kazanmalıydım. Aynı zamanda A Millî Takım'da oynuyordum. Hocalarımla konuştum ve A2 takımında oynamak istediğimi söyledim. Rekor transferle gittiğiniz kulüpte, A2 takımında oynuyorsunuz... Kendimi hazır tutmak için bunu yapmak zorundaydım. Yeni bir takıma gidiyorsunuz, orada oturmuş bir düzen ve o düzenin parçası olan eski oyuncular var. Buna saygı duyuyorum. Çok çalışarak şansımın gelmesini bekliyorum.

Çok akılcı bir karar olmuş.

Tamamen kendi isteğimle bu kararı aldım. Oradaki genç arkadaşlar da şaşırıyordu. A takımda düzen kurmamışken A2'de oynamak ilginç geldi herkese… A2'de maçlara kendi arabanla gidiyorsun. Çok uğraşmalı işler. Ama gittim işte… Sıkıntı yoktu benim için.

Teknik direktör Claude Puel ile nasıl bir ilişkin var? 

Hocam bana çok destek oldu. Bunları konuştuk aslında. Geç geldiğimi, sakatlıktan yeni çıktığımı söyledi. Bugüne kadar benim için ağzından olumsuz tek kelime çıkmadı. Ben de elimden gelen her şeyi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Çünkü Millî Takım oyuncusuyum. Ülkemi temsil ediyorum. İngiltere'de Cenk ağabeyle ben varım. Onun için hiçbir zaman olumsuz bakmıyorum. Elimden geldiği sürece insanları mahcup etmemeye çalışıyorum.

Ekim ayında çok kötü bir olay yaşadınız. West Ham maçından hemen sonra takımın sahibi Vichai Srivaddhanaprabha, geçirdiği helikopter kazası sebebiyle yanındaki dört kişiyle birlikte hayatını kaybetti. Bu acı olay takımı nasıl etkiledi?

Oynadığım ilk maçımdı maalesef… Bu acı hadise sadece takımı değil, bütün şehri kökten etkiledi. Milyarder başkanlar genelde maçlara ya da takımın yanına sık sık gelmez. Diğer takımların başkanlarını futbolcular çok görmüyor. Senede belki bir kere… Bense başkanımızı sezon başından beri dört-beş kez görmüştüm. Çoğu maça geliyordu. Gerçekten çok iyi bir insandı. "Bu kadar kısa sürede ne kadar tanıyabilirsin?" dersiniz ama yaptığı hareketlerden ve davranışlardan çok iyi bir insan olduğunu anlayabiliyorsunuz. Gönlü çok güzel bir insandı. Sadece kulübe değil, şehre de çok yardımı dokunuyordu. Onunla uzun yıllardır çalışanlar var takımda… Onlar için daha da zor. 8-10 yıl çalışıp kaybetmek çok üzücü… Ama hayat devam ediyor. Geride kalanlara Allah sabır versin.

Genç yaşına rağmen cesur ve kararlı adımlar atan, istikrarlı bir oyuncusun. Kariyerinin bundan sonraki planlamasını nasıl yapıyorsun?

İlk hedefim oynayabilmek… Hiçbir zaman isimlere ya da şöhrete aldırmıyorum. Zamanı gelince her şey olur. Millî Takım oyuncusuyum. Benim için en değerlisi ülkem için futbol oynayabilmek; burada devam edebilmek. Ülkemi en iyi yerlerde temsil etmek istiyorum. İlk önce Leicester'da devam etmem gerekiyor. Oynadıkça hedeflere ulaşacağım. Uzun vadeli planlar yapan birisi değilim. Hayat bu. Her şey olabilir. O hafta hangi takımla oynuyorsak, o maçın planını yaparım. Çok uzun vadeli planlar yaptığın zaman tutmayınca etkilenebiliyorsun. Yurt dışında oynuyorsun. Tek başınasın. Ailen yok. Arkadaşların yok. Üç senedir Avrupa'dayım ama yine yalnızım. Çünkü ailem yok. Vize sorunları nedeniyle yanıma gelemiyorlar. Onun için daha kısa hedeflerim var. Hafta hafta bakıyorum. O haftaki rakip kimse onların hücum oyuncularına odaklanıyorum. Gece yattığım zaman tabiî ki kafamdan uzun vadeli planlar geçiyor ama bunun için kalpten oynamak daha iyi bence.

Belirli bir süre Premier Lig'de devam edeceksin değil mi? 

Evet, imkân olduğu sürece devam etmek isterim. Kabul etmeliyiz ki Premier Lig, en iyi liglerden birisi… Nasıl söyleyeyim; yaşamadan anlatılmaz. Duygularımı ifade edemiyorum şu an… Futbol daha hızlı oynanıyor. Atmosfer çok değişik. Taç atmaya gidiyorsun, taraftar hemen arkanda. Korner atmaya gidiyorsun, taraftar seni motive ediyor. Onlarla uzaklığın kol mesafesinde. Dokunabiliyorsun. Yanlışlıkla çarpabiliyorsun. Bunlar çok etkileyici. A2 takımında oynarken bile 3 bin seyircimiz vardı.

U18'den bu yana Millî Takımlarda görev yapan bir oyuncu olarak ay-yıldızlı formayı giymenin ayrıcalıklarını nasıl anlatırsın?

Millî Takım'a TFF 1. Lig'den geldim… Millî Takım'ın kariyerimde çok büyük etkisi var. Şan, şöhret değil ama futbol anlamında çok etkisi var. Burada çok tecrübeli insanlarla çalıştım. Fatih Hoca da Lucescu da çok tecrübeli teknik adamlar. Millî Takım oyuncusuyum ve herkes gibi sürekli burada olabilmeyi çok istiyorum. Adımlarımı da ona göre atıyorum. İnşallah bundan sonraki kulüp transferlerimde de önceliğim oynayabileceğim takımlar olacak.

Önümüzde 2020 Avrupa Şampiyonası var. Hırvatistan gibi bir ülkenin neler başardığını hepimiz gördük. Türk oyuncuların da kaliteleri, yetenekleri gerçekten dünya çapında. 2020 Avrupa Şampiyonası hakkında sen neler düşünüyorsun? Sence orada olabilecek miyiz?

2020'ye çok gitmek istiyoruz. Yeni bir jenerasyon geliyor. Benim jenerasyonum geliyor. Şu an için zamana ihtiyacımız var. Çok tecrübeli rakiplerimiz var. En az 5-6 yıldır beraber oynuyorlar. Şu an mesela Cengiz, Roma'nın sempatik yüzü oldu. En sevilen oyuncu… Cenk ağabey, Enes, Okay, Hakan… Birçok arkadaşımız var. Burada yeni bir jenerasyon olduğumuzdan dolayı birlikte oynamamız lâzım. Burada iki idman yapıp, maça çıkıyoruz. Birlikte olamıyoruz fazla. Gençlere zaman lâzım. Hocamız doğru söylüyor; birlikte oynamak çok önemli. Takım halinde hareket edemezseniz en fazla 1 maç kurtarabilirsiniz. Bu bağlamda Avrupa Şampiyonası çok önemli. Jenerasyon 1 ay bir arada kalacak… Hedeflerimiz bütün turnuvalara gitmek. Ülkemizin, taraftarımızın buna ihtiyacı var. Taraftarımızdan Allah razı olsun. Bizi her maç destekliyorlar. Türkiye'nin her yerinde bizi destekliyorlar. Millî Takım çok seviliyor. Eleştiriler de oluyor. Ama futbol bu… Bunlar da işin içinde var. Biz saygı duymak zorundayız.

Mircea Lucescu, genç oyuncularla çalışmayı seven bir teknik adam ve Millî Takım'da da büyük bir gençleştirme hamlesine imza attı. Yeni oyun sistemi hakkında sen neler düşünüyorsun?

Bugün genç oyuncuyum ama sonuçta ben de buradan geçip gideceğim. Millî Takım ise kalıcı. Lucescu Hocamız eski dönemin sonlarına doğru geldi ve yeni bir sayfa açtı. O sayfada da bizim jenerasyonumuz var. Ben kendimi çok şanslı görüyoruz. Çünkü Fatih Hoca gibi, Lucescu gibi büyük hocalarla çalışıyorum.

Çalıştığın diğer teknik adamlarla kıyasladığında Lucescu'nun en ayırt edici özellikleri neler? Kendisiyle nasıl bir iletişimin var?

Lucescu Hocamız gençlere çok inanıyor. Her maçımızı izliyor. Öyle bir enerjisi var. Maçlardan sonra direkt arıyor. Şaşırıyorsun o aradığı zaman… Çünkü herkesin aynı gün maçı var. Ama hoca hepsini izliyor. İzleyemediğini izlettiriyor. Analizler yapıyor. Bizleri buraya davet ediyor. Genç oyuncu için en önemlisi güven. Sizlere güvendiler mi bu çok önemli. O güven geldiği zaman iyi oynamaya başlıyorsunuz.

Dil konusunda ne durumdasın? Özel bir eğitim alıyor musun?

Almancayı çok iyi öğrendim. Takımda Almanca bilen arkadaşlarla rahat iletişim kurabiliyorum. Muhabbetimiz güzel. İngilizceyi de yavaş yavaş öğreniyorum. Şakalaşmalarla birlikte takımın içine de daha iyi giriyorum. İngilizce hocam var ve ders alıyorum. Ayrıca Türkiye'de açıktan üniversiteye de devam ediyorum.

Almanya ve İngiltere ile Türkiye arasında kulüp-oyuncu, yönetici-oyuncu, taraftar-oyuncu, medya-oyuncu ilişkileri açısından nasıl farklar var?

Almanya'da bir yorumcu olsun, yönetici olsun hepsi futbolun içinden gelme kişiler. Bayern Münih'te mesela eski oyuncular çalışıyor. Futbolu bilenler çalıştığı için de başarılı oluyorlar. Sistemli oluyorlar. İngiltere'de herkesin size saygısı var ve bu saygı değişmiyor. Avrupa'da, "Bir maç kötü oynarsam taraftar bana ne der?" diye düşünmüyoruz. Kendi evimizde 3-1 yenildik; taraftar bizi alkışladı. Arabam stadın 50-100 metre dışındaydı. Gidene kadar 30 kişi fotoğraf çektirdi. İnsanlar sahada gördüğü mücadeleyi destekliyor. Sonuçta futbol bu... Ya yeneceksin ya yenileceksin. Her zaman yeneceksin diye bir şey yok. Oyundaki karakterini gördükleri için sana saygı duyuyorlar. Sonuçlar önemli olmayabiliyor. Skor ne olursa olsun, mücadeleni görüyorlarsa seni seviyorlar.

Kendine örnek aldığın oyuncular kimler ve hangi özelliklerini örnek alıyorsun?

Örnek aldığım pek çok oyuncu var. Kendi ligimizde oynayan, tanınmamış olsa bile iyi olan oyuncuları da örnek alabiliyorum. "İlla bunun gibi olacağım" dersiniz, olamazsınız. Herkes farklıdır. Herkesin bir oyun stili, karakter yapısı var. En önemli stoperlerden birisi Sergio Ramos diyelim… Ama sadece ondan değil, izlediğim her oyuncudan olumlu bir şeyler almayı seçiyorum.

Kendinde eksik gördüğün yönler neler ve bu eksikleri gidermek için neler yapıyorsun?

Stoper çok zor bir mevki… Belirli bir süre oynadıkça olgunlaşabiliyorsunuz. Pürdikkat istiyor. Dört dörtlük değilim. Hatalarım var. Bunun için sürekli hocalarımla konuşmaya çalışıyorum. "Nerede hatalarım var? Nasıl daha iyi olabilirim?" diye soruyorum. 35 yaşındaki adam bile hata yapabiliyor. Futbol hata oyunu zaten. Hataları en aza indirebilmek istiyoruz.

İngiltere'de nasıl bir hayatın var?

Günlerim iyi geçiyor. İlk zamanlar değişikti. Her şey ters çünkü… Araba olsun, hava olsun ters. Sürekli yağmur var. Alışık değiliz. Almanya çok soğuktu. Ama arada değişiyordu. İngiltere'de ise hava hep kapalı. Türk oyuncuların yurt dışındaki en büyük sorunu yemekler. Alışılması çok zor bir şey yemek. Herkesin kültürü çok farklı. İlk önce bunlara alışmaya çalışıyordum. Almanya'ya ilk gittiğimde kendime yemek programı çıkardım. Takımla olduğum zamanlar çok yiyemiyordum. Yağlı, yağsız derken bana uymuyordu. Sosları farklı. Her şeyleri farklı… Çoğu kamp yemeğinde yemek yemeden çıkmışımdır. Çünkü her yerin kendine ait kültürü farklı. Maçtan bir gün öncesini sebzeyle geçirmeye çalışıyordum.

İngiltere'de araba kullanıyor musun?

Evet, evet alıştım. Ama tabiî zor oldu. İlk zamanlar çok kafa kafaya geldiğim oldu. Biz sağdan dönüyoruz, onlar soldan dönüyor. Değişik tabiî. Almanya'dan arabamı da getirdim. Direksiyonum solda.

E daha zor değil mi?

Biz zoru seviyoruz (gülüyor).

Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?

İlk önce kaldığım şehri öğrenmeye çalışıyorum. Gezilecek yerler nereler; nerelerde güzel yemekler var, öğrenmeye çalışıyorum. Restoranlara gidiyorum. Ama idmanlar ağır olduğundan, genelde evde dinleniyorum. Kitap okumak ve film izlemekten başka yapacak fazla bir şey yok. Çünkü tek başınızasınız. Aileniz, arkadaşlarınız yanınızda olmadığı için yapacak çok fazla bir şey kalmıyor.

Cenk Tosun'la bir araya gelebildiniz mi?

Evet geliyoruz. En son geçen kamp beraber uçmuştuk. Cenk ağabeye ayrı bir parantez açmak isterim. Gittiğimden beri bana çok yardımcı oldu. Zoru başardı. Gittiğinden beri iyi işler yapıyor. İngiltere'de ismi olan bir oyuncu. Leicester'da rakip analizi yaparken, sürekli Cenk ağabeyin üzerinde durduk. Bu durumdan gurur duydum. Çok keyif verici bir şeydi…

Friday, June 22, 2018

Tarkan Serbest: "Millî Takım hedefimi üç yıl önce yazmıştım"

Bundan üç yıl önce sosyal medya hesabından "Hedef 2018" yazıp yanına Türk bayrağı koyarak yaptığı paylaşımı bugün gerçeğe çeviren 24 yaşındaki ön libero, İran maçında ay-yıldızlı formayla tanıştı. Bu formayı giyebilmek için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçip Avusturya vatandaşlığından çıkartılmayı göze alan genç ön libero, "Ailemle görüntülü konuşurken üzerimde ay-yıldızı gördüklerinde duygulandılar. Buraya iki haftalığına tatile gelmedim. Kalıcı olmak istiyorum" diyor.



Millî Takımımızda ilk kez yer alıyorsun ve Türk kamuoyunun yakından bildiği bir oyuncu değilsin. Seni hem tanımak hem de tanıtmak istiyoruz. Ne zaman, nerede doğduğundan,  ailenin Avusturya'ya göç hikâyesinden başlayalım…
Avusturya'nın başkenti Viyana'da 2 Mayıs 1994'te doğdum. Annem 1979'da, babam ise 1986 yılında Avusturya'ya gitmiş. Ailemin memleketi Sakarya, Karasu. 24 yaşındayım ve doğduğumdan beri Viyana'da yaşıyorum. Futbola da 7 yaşında SV Donau adında küçük bir kulüpte başladım. Orada üç sene oynadıktan sonra Austria Wien'in altyapısına girdim.
Futbol topuyla tanışman nasıl oldu? Sendeki yeteneği ilk olarak kim keşfetmişti?
Viyana'da oturduğumuz evin hemen yanında bir park vardı; orada ağabeyimle futbol oynuyorduk. Bir gün SV Donau'nun antrenörleri parktan geçtikleri sırada bize kulüp ve tesisleri hakkında bilgi verip davet ettiler. Ağabeyimle birlikte durumu babama anlattık ve bizi ertesi gün tesislere götürmesi için ikna ettik. Böylece futbola başladık ağabeyimle. Ardından Austria Wien'in genç takımlar sorumlusu Ralf Muhr beni keşfetti, izledi, beğendi. Babamla konuşup ikna etti ve beni Austria Wien altyapısına dâhil etti. 14 senedir de Austria Wien kulübünde futbol oynuyorum.
Ailenin futbolcu olmana katkısı nedir? Onların arasında futbolcu olan veya başka sporlarla ilgilenen birileri var mı?
Ailem, annem, babam arkamda durmasaydı bu noktaya gelemezdim ve şu an bu röportajı yapıyor olamazdık; bunu açıkça söyleyebilirim. Gerek futbolda gerek özel hayatımda ailem her zaman bana destek oldu. Ailemde benim dışımda sporla ilgilenenler de var. Benden iki yaş büyük ağabeyim muhasebecilik yapıyor ama aynı zamanda amatör kulüplerde hobi olarak futbol oynuyor. 14 yaşındaki küçük kardeşim de futbol oynuyordu ama kick-box'a merak sardı ve bıraktı. Babamın ise futbolla alakası yok. Ben bu yeteneği kimden aldım bilmiyorum.

Avusturya'da futbolla okulu bir arada götürebilmek mümkün oluyor mu? Sen eğitimini nereye kadar sürdürebildin?
Annem futbolcu olmama çok sıcak bakmıyor, daha çok eğitime önem vermemi istiyordu. Ancak ben vaktimin büyük bölümünü futbola ayırmak, antrenman yaparak kendimi geliştirmek istiyordum. Fazla ders de çalışmıyordum açıkçası. Okuldan geldiğimde Playstation'da FIFA oynardım. Bu sebeple 17 yaşında okulu bıraktım. Kararımı anneme açıkladığımda, "Karar senin kararın" diyerek futboluma odaklanmam, kendime iyi bakmam gerektiğini belirtti ve desteğini hiç esirgemedi.
Avusturya futbolunun en büyük kulüplerinden Austria Wien'in kapısından içeri girdiğinde 11 yaşındaydın ve o günden bu yana da devam ediyorsun? Futbol karakterinin ve kişiliğinin şekillenmesinde Austria Wien'in katkısından söz eder misin?
Dediğim gibi, Austria Wien'de 14 senedir futbol oynuyorum. Kulüp benim için bir aile haline geldi. Sahanın çimlerine bakanlardan malzemecilere kadar herkesi tanıyorum, hepsiyle kardeş gibiyim. Altyapıdaki antrenörlerimin de hayatımda büyük bir yeri var. Bana güvendiler, şans verdiler, gelişmemi sağladılar. İki sezon boyunca oynadığımız tüm UEFA Avrupa Ligi maçlarında forma giyme imkânı buldum. Özellikle iki sezon önceki teknik direktörümüz Thorsten Fink bana her zaman destek oldu, güvendi ve önümü açtı. Bu yüzden Austria Wien'in kariyerimde ve hayatımdaki yeri büyük.
Almanya ve Fransa'da yaşayan Türk oyuncuların ağzından sıklıkla ayrımcılığa uğradıklarını duyarız. Rakiplerini geçebilmek için mutlaka birkaç gömlek üstün olmaları gerektiğini söylerler. Sen Avusturya'da böyle bir sıkıntı yaşadın mı?
Avusturya tabiî ki zor. Türk olduğumuz için hep 1-0 geriden başlıyoruz. Ama ben hiçbir zaman hayallerimin peşini bırakmadım. İdmanlarda ve maçlarda her zaman yüzde yüzümle performans göstermeye ve kendimi geliştirmeye gayret ettim, antrenörlerimi dinledim, onlar da beni sevdi. Bu nedenle hiçbir zaman sorun yaşamadım. Bazı oyuncular antrenörlerini dinlemez ama ben her zaman dinlerim.
Futbola başladığından beri ön libero mu oynuyorsun? Bulunduğun mevkiin şekillenme aşamalarını anlatır mısın?
Küçükken, SV Donau'da kanatlarda oynadım, forvet oynadım. Ardından Austria Wien'in U12-U13 takımında antrenörlerimizden Helmuth Bogdanovic benim yerimin ön libero, yani 6 numara olduğunu söyleyerek yeteneklerimi o mevkide sergileyebileceğimi belirtti ve ön liberoda oynamaya başladım. Aynı zamanda stoper de oynayabiliyorum. Geçen sezon stoper olarak oynayan takım arkadaşlarım sakatlandığında teknik direktörümüz Thorsten Fink beni stopere çekiyordu ve değişimli oynuyordum.
Günümüz futbolunda modern bir ön liberodan beklenenler nedir? Sen bu özelliklerin hangilerine sahip olduğunu düşünüyorsun?
Bu mevkide oyun zekâsı çok önemli. Oyunu okumanız ve yönlendirmeniz gerekiyor. Bu yüzden paslarınızın isabetli ve iyi olması şart… Bununla birlikte ikili mücadelelerinizin de iyi olması lâzım. Top size gelmeden önce pası nereye ve kime vereceğinizi düşünmelisiniz. Eski teknik direktörümüz Thorsten Fink olsun, şu anki teknik direktörümüz Thomas Letsch olsun top bana gelmeden pası nereye atacağımı bir adım önceden düşündüğümü ve bunu iyi yaptığımı söylediler. Kanattan kanada isabetli uzun paslarım da oyunumda ön plana çıkıyor. Tabiî bir de ikili mücadelelerim...
Kendinde eksik bulduğun yönler için neler yapıyorsun?
Geliştirilmeyecek bir şey yok bana göre. Paslarımda iyi olsam da her zaman bir adım daha ilerisi var. Ama savunmadaki kafa toplarımı özellikle geliştirmem lâzım ve bunun için çalışıyorum.
Futbola başladığında idollerin hangi oyunculardı? Bugün kimleri beğeniyor ve hangi özellikleriyle kendine örnek alıyorsun?
Benim 1 numaralı idolüm Sergio Busquets. 6 numarayı kusursuz oynadığını düşünüyorum. Mehmet Topal ağabeyim de bu pozisyonu çok iyi oynuyor. Raul Meireles'i de sahadaki ve aynı zamanda özel hayatındaki tarzından dolayı beğeniyorum. Onun dışında yine benim pozisyonumda oynayan RedBull Salzburg'un genç takımından bize transfer olan 2000 doğumlu Vessel Demaku çok iyi bir oyuncu. Genç ve çok hırslı. Sezonun son maçlarında yanımda oynadı, ileride daha iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Sturm Graz'da oynayan ve bu sene Avusturya Ligi'nde yılın oyuncusu seçilen Peter Zulj'u da beğeniyorum.
Futbola başladığın pek çok arkadaşın kaybolup giderken sen profesyonel bir oyuncu oldun ve bugün A Millî Takım kadrosundasın. Bu noktaya gelebilmek için diğerlerinden farklı olarak neler yaptığını düşünüyorsun?
Altyapıda 100-150 oyuncuyla oynadım. Hepsi başarılı olacak diye bir şey yok. Bunların arasından belki üç veya dört tanesi sıyrılarak başarılı olabiliyor. Bu noktaya gelmemde ailemin çok büyük payı var. Bana her koşulda destek oldular. Tabiî arkadaşlarımın verdiği destek de var. Benim ise her zaman hedefim vardı, hiçbir yöne sapmadan sadece hedefimin peşinden koştum. Üç sene önce sosyal medya hesabımdan, "Hedef 2018" yazıp yanına Türk bayrağını koyarak Millî Takım hedefimi belirtmek amacıyla bir paylaşımda bulunmuştum. Paylaştıktan üç sene sonra da Millî Takım'a seçildim. Hedefinizin hep büyük olması gerek. "Avusturya Ligi benim için yeterli" diyerek kendimi sınırlayamam. Aksi takdirde gelişemem. Örneğin, Türkiye A Millî Takımı'na seçilmek hedeflerimden bir tanesiydi.  Bundan sonraki hedeflerim arasında UEFA Şampiyonlar Ligi'nde oynamak var.
Hedeflerine ulaşma noktasında önüne ne gibi zorluklar çıktı?
Dört sezon önce takımımızın başına Gerald Baumgartner geçmişti. Bana kendi sahamızda oynadığımız Rapid Wien derbisinde ilk defa 11'de yer vermişti. 17'nci dakikada yaptığım hata sebebiyle 1-0 geriye düşmüştük ve 28'inci dakikada oyundan alındım. Maçı 2-1 kazandık ama oyundan çıkıp soyunma odasına gittiğimde "Hayat nasıl devam edecek, bir daha şans bulabilecek miyim?" gibi pek çok soru aklımdan geçiyordu. Onun dışında üç sene önce omzumdan sakatlık yaşamış ve yaklaşık üç ay sahalardan uzak kalmıştım.
Türk Millî Takımı'na ilk kez davet edildin ve bu davet A Millî Takım'a oldu. Daha önce Avusturya U21 Takımı'nda oynamıştın. Neden başlangıçta Türkiye'yi değil de Avusturya'yı seçmiştin? Bugün Türkiye'yi tercih etmenin sebepleri neler?
Avusturya U21 Millî Takımı'ndan bir davet almıştım. Türkiye'den bana herhangi bir çağrı gelmemişti. Bu nedenle Avusturya U21'de oynadım. Geçen sene ise Mircea Lucescu'nun beni izlediğini öğrendim. Türk Millî Takımı'na çağrıldığımda ise çifte vatandaşlığımın da olmaması sebebiyle, Avusturya pasaportumdan vazgeçmem söz konusu oldu. Lucescu ve ailemle görüştükten sonra kararımı verdim ve Türk pasaportumu çıkarttım. Avusturya pasaportumu kaybetme ihtimalim olsa da kararımın sonuna kadar arkasındayım. Buraya geldiğimde ailemle görüntülü konuşma yaptığımda üzerimde ay-yıldızı gördüklerinde duygulandılar. Burada olmam hem benim için hem ailem için çok büyük bir şey. Türkiye'yi de kendime güvendiğim için seçtim diyebilirim. Ben buraya iki haftalığına tatile gelmedim. İyi bir performans sergilemek istiyorum. Maçlarda da inşallah hocam şans verirse oynayıp kendimi göstermek istiyorum.
Millî Takım'da yeni bir isim olarak öncelikli hedeflerin neler?
İlk kez buradayım, herkesi tanımak istiyorum. İdmanlarda ve maçlarda iyi bir performans göstererek bundan sonra sürekli Millî Takım'a çağrılmak öncelikli hedefim.  
İlk kez geldiğin Millî Takım kampındaki atmosferi bize anlatır mısın? Bu tesisler hakkında neler düşünüyorsun?
Buradaki herkes çok iyi karaktere sahip insanlar. Beni çok iyi karşıladılar. Avusturya profesyoneldi ama burası bambaşka bir dünya. Sahalar, yemekler, tesisler, bize sunulan imkânlar her şey en üst seviyede diyebilirim.
Medyada Türkiye'ye transferinle ilgili haberler yer alıyor. Kariyerini nasıl planlıyorsun? Süper Lig'e gelmek gibi bir planın var mı?
A Millî Takım benim için büyük bir şans. Ben sahadaki performansımla ilgileniyorum. Diğer tarafta bir gelişme olduğunda zaten menajerim beni haberdar ediyor. Spor Toto Süper Lig'de ise tabii ki oynamak isterim. Her zaman hedeflerim arasında yer almıştır. Hayırlısı diyorum o yüzden.
Türkiye Ligi'ni takip edebiliyor musun? Burada beğendiğin takımlar ve oyuncular kimler?
Türkiye Ligi'ni elbette takip ediyorum. Eskiden babam bizi kahveye götürür, orada ağabeyimle derbileri izlerdik. Televizyondan izlediğim Oğuzhan Özyakup'la şimdi beraber yemek yiyoruz, aynı sahada idman yapıyoruz. Türkiye Ligi'nde de dediğim gibi Mehmet Topal'ı çok beğeniyorum. Emre Belözoğlu ve Okay Yokuşlu da bu ligde beğendiğim oyunculardan.
Kariyerinde unutamadığın bir maç ve gol var mı?
İki sezon önce UEFA Avrupa Ligi 3. ön eleme turunda Slovenya'nın Spartak Trnava takımıyla karşılaşıyorduk. İlk maçta kendi sahamızda 1-0 mağlup olduk. Rövanş maçının normal süresini 1-0 galip tamamladıktan sonra maç uzadı ve penaltılara gitti. Turu atlamamızı sağlayan son penaltıyı gole çevirmiştim ve adımızı play-off turuna yazdırmıştık. Play-off turunda da Norveç'in Rosenborg takımını iki maçta 2-1 mağlup ederek gruplara kalmıştık. O yüzden Spartak Trnava ile oynadığımız rövanş maçı benim için unutulmaz diyebilirim. Aynı sezon Roma karşısında deplasmanda 3-1'den 3-3'e çevirdiğimiz maç da benim için unutulmaz. Hafta sonu RedBull Salzburg ile önemli bir derbi maçına çıkacaktık. 3-1 gerideyken teknik direktörümüz Thorsten Fink hafta sonu oynanacak derbiyi düşünerek iki önemli ismi dinlendirmek adına oyundan çıkarmış ama eşitliği sağlamayı başarmıştık.  Çok gol atan bir oyuncu değilim ama bu sezon yine UEFA Avrupa Ligi'nde Rijeka'ya attığım kafa golü benim için unutulmaz. O maçta iyi bir performans sergilemiştim ve deplasmanda 4-1 kazanmıştık.
Futboldan kazandığın ilk parayla ne yaptın?
Futboldan kazandığım ilk parayla ailemle yemeğe gittim. Aileme çok önem veririm, onlar benim için çok değerli.
Hangi dilleri konuşabiliyorsun?
Almanca, İngilizce ve Türkçe biliyorum. Okulda da iki sene İspanyolca dersi aldım. Kulübe pek çok farklı ülkeden yeni oyuncular gelebiliyor, onlarla iletişimi sağlamak adına dil bilmek önemli tabiî ki.
Kitaplarla aran nasıl?
Annem çok okur, benim de okumam konusunda çok ısrarcıdır ama onun kadar okuduğumu söyleyemem.
Futbolun dışındaki hayatında neler var?
Arkadaşlarımla bol bol vakit geçiririm. Viyana'da Sport & Fun Halle adında bir spor merkezi var. Orada arkadaşlarımla birlikte basketbol, masa tenisi, badminton oynarız. Onun dışında arkadaşlarımla sinemaya giderim, yemek yerim, bir de Playstation'da FIFA oynarım.
 
eXTReMe Tracker